Metafizik ve Ontoloji

Budist Bensizlik [No-Self] Teorisi (Anatman/Anatta) — Daniel Weltman

Süreğen bir benlik, bize dair her zaman aynı kalan hiçbir şey yoktur. Bu teoriye göre, gerçeğe yakından baktığımızda, olduğumuzu düşündüğümüz türden bir benlik olabilecek hiçbir şey bulamayız. Benliğin bu reddi anatman (veya anatta) olarak bilinir. Atman ve atta, sırasıyla, “benlik” anlamına gelen Sanskritçe ve Pali kelimelerken “an-” ise bir olumsuzluk ekidir.

10 dk. okuma süresi

Kant’ın Transandantal Pusulası: Doğanın Bir Amacı Var mı? — Sude Kılıç

Teleoloji, insanın kendi sınırlarının bir itirafına, bilişsel güçlerinin sonluluğunu kabullenişine dönüşür. İnsanlık hiçbir zaman deneyimin ötesindeki o duyularüstü alana ulaşamaz ve bu yüzden zihnin sınırlarına tâbi olmak zorundadır. Canlı varlıkları ve bir bütün olarak yaşamı anlamlandırırken elimizden gelen tek şey doğayı sanki rasyonel bir amaca ve anlaşılır ilkelere göre düzenlenmiş gibi ele almaktır. Ancak bu sayede doğayı araştırmaya, anlamaya ve onun içinde yolumuzu bulmaya devam edebiliriz.

15 dk. okuma süresi

Dogmatik Uykulardan Uyanmak: Hume, Kant’ı Nasıl Etkiledi? — Burak Öztürk

Hume’un Nedensellik İlkesi’ne yönelttiği eleştiri, metafizik açısından karamsar sonuçlara yol açtığı için, Kant’ı “dogmatik uykularından uyandırmış” ve Kritik projesine yönelten en önemli sebeplerden biri olmuştur. Kant, Hume’un Nedensellik ve Doğanın Tekdüzeliği ilkelerine yönelttiği iki eleştirisini Transandantal İdealizm’den yola çıkarak sentetik a priori yargıların varlığını ortaya koyarak çözmüştür.

23 dk. okuma süresi

Zaman Felsefesi: Zamanın Oku – Dan Peterson

Deneyimlerimize göre bazı olay dizileri her zaman aynı sırayla gerçekleşir. Zamanın oku, bu bağlamda geçmiş ile geleceği ayırmamızı sağlayan temel kavramdır. Bu yazıda filozofların zamanın okunu açıklama girişimleri ele alınmakta; doğa yasaları, evrenin başlangıç koşulları ve uzay-zamanın yapısı olmak üzere üç farklı yaklaşım incelenmektedir.

11 dk. okuma süresi

Babil Kitaplığı, π ve Sonsuz Maymunlar – Sedat Güven

Bir çemberin çevresinin çapına oranı gibi basit bir geometrik ilişkinin kuyruğunda evrenin tüm tarihi kodlanmış hâlde duruyorsa; bu, insan zihninin büyük bir kibirle “niyetli yaratım” sandığı eylemin, aslında bu devasa sayısal gürültü içinde doğru koordinatlara denk düşmekten ibaret olabileceği gerçeğini yüzümüze çarpar.

28 dk. okuma süresi