Adalet Eşitsizliğe Ne Kadar Dayanır? – Ali Yüceer

Cumhuriyetçi bir bakış açısıyla Pettit, toplumsal adaletin temeli olarak bir özgürlük çerçevesi kurar. Özgürlüğü, müdahalesizlik değil tahakkümsüzlük olarak sunar. Pettit için tahakküm, “potansiyel” unsurunu dikkate aldığı için müdahaleden daha kapsayıcıdır. Tahakkümü, “seçimlerinizi yaparken başkalarının [keyfi] iradesine tabi olmak” olarak tanımlar. Ona göre bir seçimdeki özgürlük, sadece tahakkümün yokluğunu gerektirir. Pettit’in argümanını üzerine inşa ettiği bu varsayım, tahakkümü ortadan kaldırmada başarısız olan önceki iki yaklaşımla doğrudan çelişir. Rawlsçu bir toplum örneğinde, Fark İlkesi’nin getirdiği kısıtlamalar müdahalenin önlenmesini sağlayabilir; ancak bunlar tek başına, daha iyi durumda olanların daha kötü durumda olanlar üzerinde tahakküm kurma konusundaki keyfi kapasitesini ortadan kaldırmaya yetmez. Aradaki fark, incelenen önceki teorilerde görüldüğü üzere liberal anlayışa göre, kişilerarası güç asimetrilerinin kendi başlarına itiraz edilebilir olmamasıdır. Bu açıdan bakıldığında, Pettit’in çerçevesinin sistem içinde ortaya çıkabilecek eşitsizliklere daha büyük kısıtlamalar getirdiği sonucuna varmak makuldür.

18 dk. okuma süresi

Sosyalistlerin Neden Bir Ahlak Teorisine İhtiyaçları Var? – Nick French

Sosyalizm için örgütleniriz çünkü bunun işçilerin bir sınıf olarak uzun vadeli çıkarlarını ilerletmenin hem etkili hem de ahlaki açıdan en doğru yolu olduğuna inanırız. Bu nedenle sosyalistler dünya vizyonumuzu sistematik ve titiz bir şekilde bu temelde savunmalıdır. Bir ahlak teorisine duyduğumuz ihtiyaç buradan kaynaklanır. G. A. Cohen, John Roemer ve Nicholas Vrousalis gibi analitik Marksistlerin çalışmaları, bunun nasıl yapılabileceğine dair örnekler sunar.

6 dk. okuma süresi