Kimyada Güçlü Belirim — Vanessa Seifert
Eğer kuantum mekaniği moleküllerin yapısını belirleyemiyorsa kimya kuantum fiziğine indirgenebilir mi yoksa kimyayı fizikten bir biçimde özerk ya da bağımsız mıdır?
Eğer kuantum mekaniği moleküllerin yapısını belirleyemiyorsa kimya kuantum fiziğine indirgenebilir mi yoksa kimyayı fizikten bir biçimde özerk ya da bağımsız mıdır?
The Chemical Philosophy of Robert Boyle: Mechanicism, Chymical Atoms, and Emergence (Robert Boyle’un Kimya Felsefesi: Mekanikçilik, Kimyasal Atomlar ve Belirim) adlı kitabımda Boyle’un yaptığı katkıların ve onun kimya felsefesinin dönemin egemen Kartezyen mekanik madde teorisiyle ilişkisinin bir analizini sunuyorum. Descartes’ın mekanik görüşünü temel alan Boyle, mekanik felsefeyi ampirik deneylere dayandırmayı başarırken aynı zamanda kimyasal özelliklerin beliren [emergent] ve indirgenemez doğasını da açıklamıştır.
Canlı varlıklardan söz ederken onların parçalarını sıklıkla bir amaçları, hedefleri [goal] ya da işlevleri varmış gibi betimleriz. Kemikler vücudu desteklemek için vardır. Enzimler kimyasal tepkimeleri düzenlemek için çalışır. Bağışıklık sistemi, organizmanın hayatta kalması için enfeksiyonlarla savaşır. Bu tür açıklamalar teleolojik olarak adlandırılır, biyolojik özellikleri ne için oldukları bakımından açıklarlar.
Mikroskobik parçacıkları gözlemlemek şunlardan birine yol açıyor gibi görünüyor: ya parçacıkların rastlantısal biçimde bir sonuç almasına neden oluyor; ya her olası sonuç için dallanan bir dünya yaratıyor; ya da gizli değişkenler gerektiriyor ve ışıktan hızlı, yerel olmayan [nonlocal] iletişime imkân tanıyor. Parçacıklar ne tek bir yolu ne de diğerini, ne her ikisini birden ne de hiçbirini seçiyor; üstelik onları gözlemlediğimizi “biliyormuş” gibi davranıyorlar.
Üç makaleden oluşan serinin bu son bölümünde, kuantum mekaniğine dair bu görüşlerin felsefi imalarından bazılarına genel hatlarıyla değineceğiz.
Serimizin önceki makalesinde gördüğümüz hikâye mikroskobik parçacıkların özellikleri hakkındaki gerçek deneylere karşılık geliyor. Bu deneylerin, parçacıkların kısmen bir konumda kısmen de başka bir konumda bulunabildiklerini gösterdiğini ve bu konumları ölçmenin parçacıkların diğer özelliklerini değiştirdiğini hatırlayalım. Dolayısıyla bu parçacıkların özelliklerini ölçmenin çok tuhaf bir yanı var gibi duruyor.
Size karmaşık ve sezgilerimizle çelişecek bir hikaye anlatacağız. Hikâyenin (analoji yoluyla) anlattığı gerçek dünya durumları (mikroskobik parçacık ve sistemlerin ölçümü) karmaşık ve sezgilerimize aykırı olduğu için hikayenin kendisinin de öyle olması gerekir. Evinizde bir parti verdiğinizi varsayalım. Evinizde sadece iki kapı var: ön ve arka kapı. Misafirlerin %60’ından yiyecek, %40’ından içecek getirmelerini istediniz diyelim.
Deneyimlerimize göre bazı olay dizileri her zaman aynı sırayla gerçekleşir. Zamanın oku, bu bağlamda geçmiş ile geleceği ayırmamızı sağlayan temel kavramdır. Bu yazıda filozofların zamanın okunu açıklama girişimleri ele alınmakta; doğa yasaları, evrenin başlangıç koşulları ve uzay-zamanın yapısı olmak üzere üç farklı yaklaşım incelenmektedir.