Kartezyen Mekanikçiliğin Ötesinde: Robert Boyle’un Kimya Felsefesi – Marina Paola Banchetti-Robino

Modern kimya biliminin temelleri; Orta Çağ, Rönesans ve 17. yüzyılın başlarındaki simyaya dayanmaktadır. Bu dönemde kimyasal maddelerin yapısı, özellikleri ve birbirleriyle ilişkileri konusunda daha iyi ve daha doğru bir anlayışa ulaşmak yönünde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu alanlarda ilerleme sağlayan en önde gelen düşünürlerden biri İrlandalı kimyager Robert Boyle’dur. The Chemical Philosophy of Robert Boyle: Mechanicism, Chymical Atoms, and Emergence (Robert Boyle’un Kimya Felsefesi: Mekanikçilik, Kimyasal Atomlar ve Belirim) adlı kitabımda Boyle’un yaptığı katkıların ve onun kimya felsefesinin dönemin egemen Kartezyen mekanik madde teorisiyle ilişkisinin bir analizini sunuyorum. Descartes’ın mekanik görüşünü temel alan Boyle, mekanik felsefeyi ampirik deneylere dayandırmayı başarırken aynı zamanda kimyasal özelliklerin beliren [emergent] ve indirgenemez doğasını da açıklamıştır. Bunu yaparken kimyanın mekanik gibi daha temel bilimlerden bağımsızlığını ve kendine özgü araştırma nesneleri ile kendine özgü açıklayıcı çerçevesiyle teorik ve deneysel bir bilim olarak meşruiyetini de teyit etmiştir. Bu meseleler günümüz kimyası ve kimya felsefesi için hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Bu kitap, Boyle’un kavramsallaştırdığı kimyasal atomlardaki parça-bütün ilişkilerinin ayrıntılı bir incelemesini sunarak Boyle araştırmalarını, diğer araştırmaların ötesine ilerletmektedir. Yani kitap, temel parçacıklar ile bunların mekanik özellikleri arasındaki ilişkiyi ve bu parçacıklardan oluşan karmaşık bütünlerin özelliklerini ayrıntılı biçimde incelemektedir.

Kitap, Boyle’un seleflerine yönelttiği eleştirileri açıklamadan önce onun düşüncesini uygun tarihsel ve felsefi bağlama, yani 16. ve 17. yüzyılların simya ve kimya felsefeleri bağlamına yerleştirmektedir. Modern kimya; fizik ve astronomiyle kıyaslanabilecek pozitif bir bilim olarak kendini kanıtlamadan önce Avrupa’nın en büyük felsefi ve bilimsel zihinleri, enerjilerini maddelerin fiziksel yapısını anlayarak dönüştürülmesini içeren simyanın geliştirilmesine ve uygulanmasına yöneltmişlerdi. Ancak simya pratiği, doğadaki tüm maddelerin davranışlarını yöneten bir tür “yaşam” gücüyle dolu olduğunu öne süren vitalist bir madde anlayışına dayanıyordu. Ayrıca Orta Çağ ve Rönesans’taki kimya felsefesine maddenin fiziksel olmayan formların varlığıyla düzenlendiğini, anlaşılır ve kararlı kılındığını öne süren skolastik tözsel form [substantial form] teorisi hâkimdi. Bu görüş, 17. yüzyıl mekanik felsefesinin sürekli saldırısına uğramış ve Boyle’un kendisine daha iyi bir alternatif aramaya çalıştığı bir görüş olmuştur. Kitap tüm maddelerin tuz, kükürt ve cıvadan oluştuğunu öne süren simyasal tria prima teorisi ile simyacılar Daniel Sennert ve Jan Baptista van Helmont’un, Boyle’un en önemli kimyasal deneylerinden bazılarına ilham veren deneylerini de içeren çeşitli başka fikirleri incelemektedir.

Kartezyen Rasyonalist Mekanikçilik

16. ve 17. yüzyıllara hâkim olan simya teorilerinin aksine erken modern dönem kimya teorileri, maddenin doğasını yalnızca şekil, boyut ve hareket veya durağanlık gibi mekanik özelliklere sahip temel parçacıklardan oluştuğu şeklinde kavramsallaştıran mekanik madde görüşünü benimseme eğilimindeydi. Mekanik felsefe, doğada herhangi bir tür kuvvetin varlığını reddediyor ve tüm maddi tözlerin davranışını yalnızca temel parçacıkların mekanik özellikleri açısından açıklıyordu. Mekanik felsefenin birden fazla biçimi vardı; bunlardan biri Kartezyen cisimcikçi [corpuscular] görüş, diğeri ise modern atomcu teoriydi. Kartezyenizm, atomculuktan şu yönüyle farklılaşıyordu: Atomcular temel parçacıkların kesinlikle basit ve bölünemez olduğuna inanırken Descartes, tüm maddi parçacıkların ne kadar küçük olursa olsun en azından teorik olarak her zaman bölünebilir olduğunu ileri sürmüştür. Boyle, cisimcikçi görüşe eğilim göstermekle birlikte, cisimciklerin değişen karmaşıklık derecelerinde yapılandırılmış bileşimler oluşturabileceğini öne süren Pierre Gassendi’nin “moleküler” teorisini de kabul ediyordu.

Boyle mekanik felsefeyi kabul etmiş olsa da Kartezyen mekanik dünya görüşü ile gerçek dünyadaki kimyasal, pnömatik ve hidrostatik deneylerden elde edilen gözlemler arasında bir gerilim olduğunu fark etmiştir. Örneğin Descartes’ın katı mekanik felsefesi, kimyasal özelliklerin nedensel doğasını ya da maddeler kimyasal olarak çözümlendiğinde veya sentezlendiğinde bu özelliklerin neden değiştiğini açıklayamıyordu. Bu nedenle Descartes’ın görüşü bilimsel deneylerin getirdiği sonuçlarla tutarsızdı. Bu kitap, Boyle’un temel maddenin mekanik görüşünü ve kimyasal özelliklerin gerçekliği ile nedensel etkinliğini bir arada benimsemeyi sürdürürken bu çatışmaları nasıl çözmeye çalıştığını açıklamaktadır. Ancak Boyle’un son derece karmaşık kimya felsefesini ele almadan önce kitap, ilk olarak onun hâkim skolastik tözsel form teorisinden nasıl uzaklaştığını ve bunun yerine kimyasal maddelerin kökenini ve kararlılığını, bir maddeye çeşitli kimyasal ve duyusal özelliklerini veren karmaşık cisimciksel somutlaşmaların [concretions] iç yapısında bulduğu fikrini nasıl geliştirdiğini özetlemektedir. Boyle’a göre, farklı cisimciksel yapılar farklı maddeleri ve farklı özellikleri açıklamaktadır ve Boyle, kimyasal yapılar ve bileşimler içinde var olan hiyerarşileri kapsayan bir teori geliştirmektedir. Böylece Boyle, bu modern terminolojiyi kullanmamış olsa da mikroyapı fikrini ileri süren ilk uygulamalı kimyagerlerden biridir; ayrıca mikroyapısal bileşim teorisine deneysel destek sağlamak için deneysel bulgulardan da yararlanmaktadır.

Boyle’un Kimyasal Özellikler Görüşü ve Parça-Bütün İlişkisi

Kitap, bazı açılardan 19. yüzyılda moleküler yapının keşfini önceden haber veren Boyle’un karmaşık mikroyapısal bileşim anlayışını ele almanın yanı sıra, Boyle’un kimyasal özelliklerin temel doğasına ilişkin fikirlerini de incelemekte ve onun bu özellikleri eğilimsel [dispositional], ilişkisel ve belirimsel [emergent] olarak değerlendirdiğini ileri sürmektedir. Bir maddenin belirimsel özellikleri, onu oluşturan cisimciklerin mekanik özelliklerine basitçe indirgenemeyeceğinden bu özelliklerin temel maddenin indirgemeci bir mekanistik anlayış aracılığıyla tam olarak açıklanamayacağı veya anlaşılamayacağı sonucu çıkmaktadır. Boyle’un görüşü, kimya teorilerinin salt fiziksel teorilere indirgenemeyeceği ve kimyanın bir bilim olarak fizikten bağımsızlığını korumak zorunda olduğu düşüncesini desteklemektedir. Bu, Boyle için çok önemli bir sonuçtu ve onu kimyanın asla gerçek ve özerk bir bilim olarak kabul edilemeyeceğini öne süren Descartes ve takipçilerinden ayıran bir noktaydı.

Parça ile bütün arasındaki ilişkinin formel incelemesi olan mereoloji, Aristoteles felsefesine kadar uzanmaktadır. Kimya bilimi esasen parçalar ile bütünler arasındaki ilişkinin incelenmesini içerdiğinden, mereolojik analizlerin uygulanmasına son derece uygundur. Bu kitap, Boyle’un yapılandırılmış kimyasal bütünler anlayışına mereolojik bir analizini yaparak Boyle çalışmalarına gerçekten özgün bir katkı sunmaktadır. Kitap, böyle bir analizin Boyle’un kimyasal özellikleri eğilimsel, ilişkisel ve belirimsel olarak gördüğü savını desteklediği sonucuna ulaşmaktadır. Yazar, Boyle’un cisimcikleri parçalar olarak, bunların toplu yapılandırılmış bileşimini ise bütün olarak ele aldığını ileri sürmektedir. Kimyasal maddelerin özelliklerini açıklayan şey parçalar değil bütündür. Bu fikirler, Orta Çağ’da geliştirilmiş olmakla birlikte Boyle’un döneminde de geçerliliğini sürdüren ve erken modern dönem filozoflarının ve bilim insanlarının aşina olacağı mereolojik teorilere atıfta bulunularak incelenmektedir.

Yazar, Boyle’un fikirlerini uygun tarihsel ve felsefi bağlamlarına yerleştirerek ve bu fikirlerin derin bir kavramsal analizini sunarak, Robert Boyle’un kimya felsefesi tarihindeki önemini bir kez daha tesis etmiştir. Kitap, Boyle’un skolastik tözsel formlar teorisini ve Rönesans simyasına hâkim olan teorileri nasıl geride bıraktığını ve Kartezyen mekanik felsefe teorisi üzerine inşa ederken bunun kimya için en sorunlu sonuçların bazılarından nasıl kaçındığını göstermektedir. Boyle, kimya felsefesini kendi deneysel çalışmalarının ampirik gözlemleriyle desteklemek suretiyle kimya felsefesini bir adım öteye taşımış ve günümüzde kimya felsefesinde tartışılan sorunlardan birçoğunu öngörmüştür. Bu, hem Boyle’un erken modern kimya felsefesine yaptığı en önemli katkıları hem de fikirlerinin kalıcı önemini ortaya koymaktadır.

* Marina’nın kitabı Oxford University Press tarafından yayımlandı ve buradan erişilebilir.


Jargonium’da “Beyond Cartesian Mechanicism: Robert Boyle’s Chemical Philosophy özgün adıyla yayımlanan bu metin, yazar Marina Paola Banchetti-Robino’nun izniyle Hasan Ünver tarafından çevrilmiştir. (Erişim Tarihi: 19 Temmuz 2026)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir