Tractatus Logico-Philosophicus’un Türkçe Çevirileri Üzerine Filolojik-Felsefi Bir Karşılaştırma – Tolunay Çağım Çağatay

Kimi zaman felsefe yapmak için filolojik yetkinliğin ne kadar gerekli olduğu sorgulanmaktadır. Hatta kimi zaman Analitik Felsefe filoloji karşıtı olarak dahi lanse edilir. Zira basitçe belirtmek gerekirse, buradaki ana mesele herhangi bir dildeki ustalık değil, deyim yerindeyse tüm dillerdeki ortak olan form hakkındaki ustalıktır.

Şu bir gerçektir ki geleneksel anlamda felsefe metinlerini okuma faaliyeti metin ustalığı da gerektirdiğinden, ister istemez filolojik bir yetkinlik de gerekir. Yine de felsefenin filoloji ile bağıntısı sorgulandığında, doğal olarak akla şu sorular gelir: Herhangi bir filozofu gerçekten de ana dilinden okumak gerekli midir? Yahut, çeşitli kavramlardaki nüansları yakalamak için yerel düzeyde de olsa birincil kaynağı ana dilinden taramak mı gerekir? Nihayetinde, çeviri faaliyetinde çeşitli seçimler yapıldığında, ortaya çıkabilecek felsefi içerimler nelerdir? Sanıyoruz ki soruşturmamız bu sorulara tam anlamıyla bir cevap sağlamayacak olsa da konuyla ilgili bir fikir verebileceğini umuyoruz.

Tractatus Logico-Philosophicus (bundan sonra TLP) yayımlanalı yüz seneyi aşmış olmasına rağmen, Oruç Aruoba çevirisinden (Wittgenstein, 2016) başka ilk çeviri Özlem Kırtay (Wittgenstein, 2026) tarafından yayımlanalı çok kısa bir süre oluyor. Bu yeni çevirinin Türk felsefe camiasında Bertrand Russell’ın TLP için ifade ettiği (“…felsefe dünyasında gerçekten de büyük bir olay” (TLP, Önsöz)) kadar büyük bir olay olduğunu dile getirmek şarttır. Biz bu yeni çeviriden duyduğumuz heyecanla ve artık Türkçede mevcut iki TLP nüshamız bulunduğuna göre filolojik-felsefi bir soruşturma girişiminde bulunmuş bulunuyoruz.

Bu denemede, TLP’deki birtakım kavramların Türkçe çevirisinde ‘A’ karşılığını değil de ‘B’ karşılığını tercih edersek felsefi olarak ne tür içerimler ortaya çıkabilir, buna odaklanacağız. Bu makalede filolojik bir uzlaşım için üstte söz edilen Türkçe çevirilerden ve zaman zaman İngilizce muadillerinden istifade edeceğiz. Bu çevirilerdeki karşılıkları çeşitli şerhçilerin felsefi/filolojik yorumlarıyla karşılaştıracak ve bu karşılıklar için çeşitli öneriler getireceğiz. Nihayetinde, denememizi bu hususlarla ilgili tespit ettiğimiz bazı genel ilkelerle sonuçlandıracağız.

I) Filolojik Tercihlerin Felsefi İması Üzerine: TLP‘deki Filolojik Seçimlerin Felsefi İması Hakkında Uygulanacak Yöntem İçin Argümantasyon Geliştirmek

Öncelikle, her çeviri girişimi esasında bir çeviri el kitabı türetmeye benzer ve prensipte verilen bir metin için sonsuz sayıda çeviri el kitabı türetilebilir. Yine de bu çeviri el kitapları birbirleriyle tam tutarlı olmayacaktır, zira bir çeviri el kitabındaki prensipler diğerleriyle tam örtüşme hâlinde olmayacağı için doğal olarak nüans farkları türeyecektir (Quine, 2013, s. 23-71). O zaman gerçek anlamda ‘iyi’ veya ‘kötü’ bir çeviri var mıdır? Üstteki teorinin içerimlerine göre gayet tabii hayır. O zaman bizim burada yapacağımız karşılaştırma ve nihayetinde karşılık önerileri de bir çeviri el kitabı teklifi olarak düşünülebilir.

Bu el kitabı prensiplerinin belirlenebilmesi için TLP’nin vokabülerindeki çeşitli kavramların felsefi önvarsayımlara dayanabileceği yahut felsefi içerimleri olabileceği varsayıldığında, sağlanan karşılıkların da aynı önvarsayımlar veya içerimler için doğal olarak hak iddiasında bulunabileceğini düşünmemiz gerekmektedir. Aşağıda bu anlayışı açımlamak ve deyim yerindeyse bu soruşturmada tatbik edeceğimiz yöntemi haklı çıkartmak için iki örnekten istifade edeceğiz.

İlk olarak, TLP’nin çeviri zorluğu henüz başlıkta başlar. Örnek olarak Max Black şöyle demektedir: “Ben ‘Logico-‘yu ‘Philosophicus’u niteliyor olarak alıyorum. Yani başlığın bütünün anlamı “mantığı temel olarak alan tarzda felsefi söylem” şeklindedir.” (Black, 1971, s. 23). Black burada Latince logico-‘yu gramatik bakımdan sağın bir şekilde okumaktadır ve bu kelime ablatif durumda olduğundan dolayı bu tarz bir yorum getirir. ‘Philosophicus’ ise yalın halde olduğundan onu nitelediğini düşünür. Ayrıca, bu filolojik değerlendirmeyi felsefi bir temele Wittgenstein’ın şu söylemine dayanarak oturtur: “[Felsefe,] mantık ve metafizikten oluşur. İlki sonrakinin temelini oluşturur.” [çeviri bize ait]  (Wittgenstein, 1961, s. 93).

Yani Black’in yorumuna riayet edeceksek TLP’yi Türkçeye ‘Mantıksal Bakımdan Felsefe Soruşturması’ şeklinde çevirmemiz gerekir. Ancak burada temel olarak iki nedene sahip şu tarzda bir karşıt argüman türetilebilir: i) Spinoza’nın Tractatus theologico-politicus adlı eseri ‘theologico-‘ ablatif hâlde bulunduğundan dolayı ‘Teolojik Bakımdan Siyaset Soruşturması’ şeklinde karşılanmamaktadır. ‘Teolojik-Politik Soruşturma[1] şeklinde karşılanmaktadır. Demek ki Latincede ablatif-yalın sıfat kombinasyonu çoğunlukla iki sıfatın da sentaktik bakımdan denkliğine işaret eder. ii) TLP’nin Almancası ‘Logisch-philosophische Abhandlung’ şeklindedir ve Almancada ‘Politisch-ökonomische Abhandlung’, ‘Physisch-Mathematische Abhandlung’ şeklinde varyasyonlar mümkündür. Sıfatların münferit olarak gramatik hâlinden bağımsız olarak, iki sıfat arasında da denklik vardır. Yani mantıksal-felsefi, siyasi-ekonomik ve fiziksel-matematiksel gibi. Sözün kısası, TLP’nin zaten ‘Mantıksal-Felsefi Soruşturma’ olarak çevrilmesi uygundur, ancak Black’in yaklaşımı bizim de bu denemede tutacağımız yola işaret etmektedir. Zira Black, safi olarak filolojik faktörlerden değil, felsefi temelli bir argümanla bu tarz bir çeviri önerisinde bulunmaktadır.

İkinci olarak, TLP çevirilerinde kullanılabilecek bir benchmark olarak TLP 5.62 göz önünde bulundurulabilir:

“Dass die Welt meine Welt ist, das zeigt sich darin, dass die Grenzen der Sprache (der Sprache, die allein ich verstehe) die Grenzen meiner Welt bedeuten. [“Dünyanın benim dünyam olması kendisini şurada gösterir ki, dilin (anladığım tek dilin) sınırları dünyanın sınırlarını imler]” [çeviri bize ait] TLP 5.62.

Bu önerme hakkında Hintikka; Pears/McGuinness ve Anscombe karşılıklarını eleştirerek (zira onlarda ‘sadece benim anladığım dil’ şeklinde çevrilir) şöyle demektedir: “…Burada joker ‘allein’ kelimesidir. Bu kelimeyle ilişkili başvurmuş olduğum tüm sözlüklerde bu sözcük kendisinden sonra gelen kelimeyi niteler. Aynı durum ‘allein’ kelimesine Tractatus’ta rastladığım diğer tüm yerlerde (2.224 ve 5.631) de böyledir…demek ki parantez içindeki kelimelerin doğru çevirisinin ‘anladığım tek dil (the only language that I understand)’ olduğu şüphe götürmez” (Hintikka, 1966, p. 157).

Peki TLP 5.62 böyle okununursa, ortaya çıkacak felsefi içerim nedir? Bunu anlamak için TLP 5.6 – 5.641 arasını dikkatli bir şekilde takip etmek gerekir. Önce dilimin sınırları dünyamın sınırlarını imler (TLP 5.6). Ardından yukarıdaki gibi TLP 5.62’ye varılır, TLP 5.631’de ‘düşünen, tasarımlayan’, fenomenal özne iptal edilir. Felsefi öznenin dünyanın içinde değil, sınırı olduğu ilan edilir (TLP 5.632), zira metafiziksel öznenin durumu göz ve görüş alanı arasındaki bağıntı gibidir. Şu farkla ki, görüş alanından gözün varlığı çıkarsanamaz (TLP 5.633). Demek ki solipsizm ile realizm arasında radikal bir fark yoktur. “Solipsizmin beni, yer kaplamayan noktaya büzülür ve geriye onunla uyumlu gerçeklik kalır.”[2] [çeviri bize ait] (TLP 5.64). Sonuç olarak; felsefenin konusu “dünyanın sınırı olan, parçası olmayan, metafiziksel öznedir.” [çeviri bize ait] (TLP 5.641).

Bu bağlam ve Hintikka’nın ‘der Sprache, die allein ich verstehe’ ibaresini karşılamak için ‘sadece benim anladığım dil’ değil de, ‘anladığım tek dil’ olarak çevrilmesi gerektiği argümantasyonu düşünüldüğünde, Hintikka şunu söyleyecektir: “metafiziksel özneyi birinin diliyle ve dilin limitlerini dünyanın limitleriyle tanımladıktan sonra, metafiziksel öznenin sınırlarının dünyanın sınırları olduğunu söyleyebildi.” (Hintikka, 1966, s. 160)

Black ve Hintikka’nın yorumları göz önünde bulundurulduğunda, yorumda bazen sınırı aşmak gerektiği ve metne tam sadakatten ziyade onun özünü açıklayacak tarzda yorum önerisi getirilmesi gerektiği açığa çıkar. Aşağıda sunmuş olduğumuz önerilerdeki ana motivasyon kaynağımız da budur.

II) TLP’deki Filolojik Seçimlerin Felsefi İması Hakkındaki Hususlar

a. TLP’nin Sadeliğinden ve Ketumiyetinden Kaynaklı Sorunlar

Henüz ilk önermeyi okumamız zorluklardan bazılarını ortaya koyar:

TLP 1. “Die Welt ist alles, was der Fall ist.”

Basitçe söylenirse; “dünya, tüm meseledir (der Fall)” ve hatta “dünya, var olan her türlü meseleden (was der Fall…)[3] ibarettir” minvalinde bir cümle ile karşılaşırız ve bu bize çok yardımcı olmaz. Sonrasında TLP 1.1’i okuduğumuzda idrakımız artar zira anlarız ki dünya, felsefe tarihindeki çoğu ontolojik ele alıştan farklı olarak, olgulardan mürekkeptir. Bu önerme aslında kitabın a priori karakteri hakkındaki en büyük anahtardır, zira o raddede bir açıklama gerektirmez. Sic est.[4] Eldeki mevcut çeviri girişimleri bu cümleyi Türkçeye en doğru şekilde çevirmek için şunları sunmuştur:

Dünya olduğu gibi olan her şeydir” (Wittgenstein, 2016, 1).

Dünya sadece bundan ibarettir” (Wittgenstein, 2026, 1).

Bu çeviriler bizim için aslında fazlasıyla kafidir, zira yazarın kendisi dahi burada ketum bir tavır takınır. Ancak Black’in yukarıdaki prensibine riayet ederek şu tarz bir çeviri önerisi de geliştirilebilir:

TLP 1. “Dünya şöyle ya da böyle olma durumunda olan her şeydir.

Bu tarz bir karşılık sunma girişimimizi de kitabın sonlarındaki bir önermeye dayandıracağız:

TLP 6.41 “Dünyanın anlamı onun dışında yatıyor olmalıdır. Dünyadaki her şey olduğu gibidir ve her şey olduğu gibi gerçekleşir. Dünyada değer yoktur ve eğer değer olsaydı, bu dünyada olmazdı.

Eğer ki öneme sahip bir değer varsa, bu her türlü gerçekleşmeden ve şöyle-olmanın dışında kalmalıdır zira her türlü gerçekleşme ve şöyle-olma ilinekseldir.

Değeri ilineksel yapmayan şey dünyada olamaz. Eğer olsaydı, o zaman değer de ilineksel olurdu.

Değer dünyanın dışında yatıyor olmalıdır.” [çeviri bize ait]

Demek ki, dünyadaki her şey, yani önermeler tamamen ilinekseldir. Başka bir deyişle, önermelerin özü şöyle yahut böyle (so-und-so) olmaklığıdır. Ancak şöyle ya da böyle olmaklık formu; önermelerin, deyim yerindeyse, içine yazılmıştır (TLP 2.012, TLP 2.0121). Buradan çıkarsanabilecek bir sonuç, Witgenstein için özsel olanın transandantal (dünyanın dışında yatan etik, estetik ve mistik (TLP, 6.4 – 5.522)) alanda yatıyor olmaklığıdır. Burada haklı olarak şu tarz itirazlar geliştirilebilir: i) Bu tarz bir öneriyi daha kitabın başından açık etmiş olursak [insinuate], kitabın a priori karakteri, yani mantıksal açımlamalarla ilerleyen yapısı, bozuma uğramaz mı? ii) Belki de yazar, henüz bize bu kadar açımlama yapmak istemiyordur. Başka deyişle, yazarın ketum olduğu bir yerde biz neden onun sözcüsü gibi davranma ihtiyacı hissederiz? iii) Yazarın çok sonrasında ilk önermeyi anlamamızı kolaylaştıracak anahtar olarak sunacağı önermeyi (TLP 6.41) biz neden henüz başlarda okuyucuyla tanıştırıyoruz?

Bu itirazları cevaplayabilmek için, yukarıda söz ettiğimiz Black ve Hintikka tarzı düşünülürse, önermelerin ilinekselliğini yansıtacak bir çeviri önerisi geliştirmek kulağa makul gelir çünkü ‘Dünya şudur’ tarzı her çeviri girişimi felsefi yorumdan yoksun kalabilmektedir. Bu nedenle, belki de çevirmenin görevi herhangi bir önermenin felsefi içerimini yansıtabilmektir. Kitap boyunca izlenmesi gerekebilecek karşılık girişimleri de buna paralel olmalıdır.

b) Çeşitli Almanca Kavramların Türkçede Karşılanması Meselesi

TLP’nin çevrilmesindeki bazı faktörler Almancanın doğasından kaynaklanır ve özellikle de çeşitli kavramları karşılayabilecek tamı tamına bir Türkçe yahut İngilizce karşılık yoktur. En genel çerçevede düşünülürse Türkçede ‘anlam’ hem ‘Sinn’ hem ‘Bedeutung’ için kullanılabilir ve burada radikal bir ayrım yoktur. Örnek olarak; Frege’nin ‘Sinn und Bedeutung’ adlı makalesinde iki kavram da gevşek olarak düşünüldüğünde; Türkçede ‘anlam’ ile karşılanabilir. Yalnız, Frege iki kavram arasında da radikal bir ayrım yaptığı için gayet tabii farklı şekilde karşılamak çok daha uygun olacaktır. Zaten bu, Türkçede de haklı olarak ‘Anlam ve Gönderim[5] şeklinde çevrilmiştir. Yalnız burada Bedeutung üzerine eğilmek gerekir zira Bedeutung iki anlama sahiptir: i) En genel anlamda İngilizcedeki karşılığıyla significance ya da meaning, yani Türkçede gevşek şekilde düşünüldüğünde anlam. ii) İm(lem) ya da gönderim. Yalnız Frege’de Anlam ve Gönderim arasında radikal bir ayrım bulunur ve TLP’de bu kavramları takip edebilmek için bu ayrımı özümsemek kaçınılmazdır. Örnek olarak; ‘Venüs’ dış dünyada bulunan Venüs’ü imler ve ‘Venüs’ün imi (Bedeutung) Venüs’tür[6]. Bu sabittir. Fakat ‘Akşam Yıldızı’ ve ‘Seher Yıldızı’ da Venüs’ü imlemektedir. O zaman ‘Akşam Yıldızı’ ile  ‘Seher Yıldızı’ arasında ne tür bir ayrım vardır? İşte Frege’ye göre Akşam Yıldızı ve Seher Yıldızı, Venüs’ü imledikleri modus bakımından ayrıştıkları için anlamları (Sinn) da farklıdır. Zira ilk durumda Venüs akşam görüldüğünde imlenir ve ikincisinde ise sabah (Frege, 1892).

Son olarak, TLP okunurken Frege’nin makalesinin mevcut Türkçe karşılıklarını akılda tutmak makuldur. Ancak burada kritik bir noktaya gelinir. TLP’de Frege’den farklı olarak önermeler Bedeutung (İm/Gönderge)’dan yoksundur çünkü Frege’de her önerme doğruluğu veya yanlışlığı imler. Wittgenstein’da ise sadece isimlerin göndergesi vardır fakat prensipte göndergeye sahip bir nesneye ulaşılabileceği şüphelidir. Zira bu nesneler Russell’ın deyimiyle atomik teorideki elektronlar gibi iş görürler (TLP, Önsöz).

Nitekim, TLP vokabülerinde bazı kavramlar vardır ki kılı kırk yaran şekilde üstüne eğilmek gerekir. Bunlardan bir tanesi ‘sinnlos’ [anlamsız] ve ‘unsinnig’ [anlamdan yoksun] arasındaki ayrıma dayanır. Burada yüzleşmiş olduğumuz sorun İşaret (Zeichen) ve Sembol (Symbol) ayrımına dayanır. Sembol, işarette tanınır ve bunun için anlamlı (sinnvoll) kullanımına bakmak gerekir (TLP. 3.326). Ayrıca, sembolün kullanımı da mantıksal formunu tayin eden sentaktik kurallara dayanır (TLP. 3.327). Aynı iki işaret farklı sembollere sahip olabilir (TLP. 3.321).

Wittgenstein sinnlos’u özel bir anlamda kullanmaktadır. Totoloji ve Çelişki anlamsızdır (sinnlos) zira doğruluk koşullarından (Wahrheitsbedingungen) yoksundurlar. Her koşulda doğru ve yanlıştırlar. Yani dünya hakkında herhangi bir şey söylememektedirler (TLP 4.461). Ancak bunlar anlamdan yoksun (unsinnig) da değildirler zira sembolizmde bunların kullanımı vardır. Başka bir deyişle, aritmetikte ‘0’ nasılsa bu kavramlar da benzer şekilde placeholder olarak iş görürler (TLP 4.4611). Demek ki ‘unsinnig’ olan ‘sembolizmde yeri olmayana’ ve by extension yapay ve geçici bir öneri olarak sunulursa ‘kullanışsıza’ yakınsar zira Wittgenstein için anlam, kullanımda açığa çıkar.[7] Yani Sinn (anlam), önermelerin doğruluk-şartlarıdır. Başka türlü söylemek gerekirse, herhangi bir önermenin anlamı, doğruluk değerleridir (TLP 4.431).

Burada mevcut Türkçe çevirilerle bir uzlaştırma yapmak gerekir. Mesela Aruoba çevirisinde ‘sinnlos’ haklı olarak ‘anlamsız’ şeklinde karşılanırken (Wittgenstein, 2016, 4.461), ‘unsinnig’ ise ‘saçma’ şeklinde karşılanmaktadır. Kırtay ise ‘sinnlos’ ve ‘unsinnig’ arasında herhangi bir ayrım yapmamakta ve bunları ‘anlamsız’ olarak karşılamaktadır (Wittgenstein, 2026, 4.461). İlk bakışta burada şöyle bir tehlike belirir. Wittgenstein’da sinnlos/anlamsız olan, unsinnig/kullanışsız (sembolizmde yeri olmayan) olmak zorunda değildir (tıpkı totoloji ve çelişkide olduğu gibi). Demek ki, iki kavramı farklı kavramlarla karşılamak daha basiretli olacaktır. Ayrıca, Aruoba’nın ‘unsinnig’i ‘saçma’ olarak karşılaması kimimizde absürdist konnotasyonlar uyandırmaktadır ancak ‘saçma’nın TDK’daki 4. yahut 5. anlamı ‘yersiz bulunan’ göz önünde bulundurulursa, bu çeviri anlaşılabilir hâle gelir.

Almancanın sorun teşkil eden bir kavramı da ‘der Satz’tır. Almancada der Satz hem tümce hem de önerme için kullanılmaktadır. Wittgenstein da aynı şekilde Satz’ı iki anlamda da kullanmaktadır ve hangi anlamda kullandığını ancak bağlam gösterir (Black, 1971, s.99). Mesela önerme, dünyayla olan projektif ilişkisi düşünüldüğünde önerme işaretidir (Satzzeichen) zira önerme tümce aracılığıyla dile getirilir (TLP. 3.12). Bu anlayış, Wittgenstein’ın İşaret ve Sembol arasındaki ayrımının bir yayılımıdır zira tümce, işaret kategorisinde; önerme, sembol kategorisinde düşünülürse nüans ayrımı sağduyuya yakınsar. Daha detaylı olarak, “Önerme ‘resim’dir fakat ‘önerme işareti’ (= ‘tümce’); ‘dünyayı yansıtıcı bağıntı’ya çevrildiğinde, yani kendisine belirli bir anlam atfedildiğinde, resim haline dönen bir şeydir.” (Black, 1971, s. 100). Demek ki, tümce yansıtıcı (projektif) bağıntıya tabii olduğu takdirde önerme hâline döner ve buradaki nüansa dikkat etmek gerekir. Max Black, Ogden/Ramsey ve Pears/McGuinness çevirilerinden farklı olarak (zira onlarda ‘Satz’, proposition (önerme)’ şeklinde çevrilir) TLP 3.13’teki Satz’ın tam da bu nedenden dolayı ‘Sentence (tümce)’ olarak çevrilmesi gerektiğini savunur. Özellikle de aynı yerdeki son cümlenin bu şekilde çevirisi (“…Tümceye anlamının formu içkindir, fakat içeriği değildir.”) [çeviri bize ait] (TLP 3.13.) son derece makuldur çünkü tümce ancak bir potansiyel olarak anlama sahip bir birim olarak ele alınırken, yansıtıcı bağıntıya girdiğinde önermeye döner. Pekâlâ, hemen sonraki şu önermeyi nasıl yorumlamak gerekir?



TLP. 3.14 “…Önerme işareti olgudur” [çeviri bize ait].



Öncelikle önermeler olguları resmettiği (abbilden) için mantıksal formları isimlerden farklıdır zira isimler nesneleri imler (bedeuten). TLP 3.14’teki ‘önerme işareti’ yani ‘tümce’yi de üstteki açımladığımız gibi ‘dünyayı yansıtıcı bağıntı’ya tabi kıldığımızda olgular, önermeler tarafından resmedilir. Burada Wittgenstein’ın önermeyi yüzeysel tarzda ifade etmesi işimizi zorlaştırmakta ve bizi yorumlamaya zorlamaktadır.

Buradaki yorumumuzu Türkçedeki muadilleriyle karşılaştırıyoruz: Örnek olarak, ilk göz önünde bulundurduğumuz örnekte ‘Satzzeichen’ mot à motNoktalama işareti’ (Wittgenstein, 2026, 3.14) olarak ve ikinci örneğimizde ‘Tümce-imi’ (Wittgenstein, 2016, 3.14) şeklinde karşılanmıştır. Öncelikle, Almancada ‘Satzzeichen’ın ilk anlamı gayet tabii ‘noktalama işareti’dir. Fakat burada Lewis Carroll’cı bir pun aramak ve tam anlamıyla iki kelimeden mürekkep bir Almanca kelime düşünmek (Satz+Zeichen) daha makuldur. Aruoba buna girişmiş olmakla birlikte, önerdiği karşılığı yeterli olmayabilir zira ‘tümce-imi’ ‘dünyayı yansıtan bağıntı’ya tabi kılındığında ‘tümce-imi-imi’ hâline gelme tehlikesi taşır (Wittgenstein, 2016, 3.14).

Bilhassa TLP 6-6.01 önermelerindeki ‘der Satz’ın Türkçeye ‘tümce’ ((Wittgenstein, 2016, 3.14) veya ‘cümle’ (Wittgenstein, 2026, 3.14) olarak çevrilmesi çeşitli tehlikeler doğurmaktadır. TLP 6. …[p, ξ, N(ξ)].’dan başlayan şekilde Wittgenstein burada verili herhangi ‘ξ’ önermelerinden ‘N’ operatörü uygulanarak özyineleyici (recursive) şekilde yeni önermelerin türetilebileceğini gösterir. Örnek olarak; verili herhangi bir (p,q) önerme dizisine N uygulandığında, ~(pvq) elde edilir. Aynı operasyon tekrar uygulandığında ise ~~(pvq), yani pvq elde edilir ve bu süreç az önce türetilmiş önermeler ve yeni önermelerle sürekli olarak kombinasyona sokulup belirsiz defa uygulanmaya devam edilir. Böylelikle ‘Önermelerin Genel Formu’ sunulur.[8]

c) TLP’deki Fiiller Ayrımı ve Felsefi Temelleri

TLP’de sürekli olarak tekrar eden birtakım Almanca fiiller vardır ki bunlar üzerine titizlenmek gerekir. Bunlardan bazıları şunlardır: ‘darstellen’, ‘bezeichnen’, ‘bedeuten’, ‘zeigen’, ‘nennen’, ‘stehen für’, ‘vertreten’, ‘zeigen’, ‘aufweisen’, ‘spiegeln’, ‘aussagen’, ‘aussprechen’, ‘behaupten’, ‘sagen’, ‘beschreiben’, ‘abbilden’ vb. (Black, 1971, p. 74-76).

Bu fiillerin anlamlarını sabitlesek dahi Wittgenstein’ın okur dostu (reader-friendly) bir yazar olmamasından kaynaklı olarak, sabitlediğimiz anlamı (aşağıda da bir örneğini vereceğimiz üzere) farklı şekilde yorumlamamız gerekebilmektedir. İlk yapılması gereken ‘bedeuten’ üzerine bir açıklamada bulunmaktır zira ‘bedeuten’; ‘stehen für’, ‘vertreten’ ve ‘bezeichnen’ ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. TLP’de ise yalnızca nesnelerin göndergesinin (Bedeutung) olduğundan söz etmiştik (TLP 3.203).

İsimlerle önermeler arasındaki farkları açımlayabilmek için şu tanımlara başvuracağız:


Herhangi bir ‘X’, X’i imler (bedeuten/stehen für/vertreten/bezeichnen), öyle ki X bir nesnedir.

fakat

Herhangi bir ‘X’, X’i imleyemez (bedeuten/stehen für/vertreten/bezeichnen), öyle ki X bir önermedir.


Gönderge’ üzerine bu titizlenme yeterli olmayacaktır. Nüanslar burada çatallanmaya başlar. Zira ‘darstellen’ ve ‘zeigen’ arasında radikal bir ayrım olduğunu tam da şu iki önermede idrak etmek gerekir:

“Önerme; tüm gerçekliği resmedebilir [darstellen] fakat önermenin gerçekliği resmedebilmesi [darstellen] için gerçeklikle arasında ortak olması gereken şeyi, yani mantıksal formu, resmedemez [darstellen]…” [çeviri bize ait] TLP. 4.12.

Önerme mantıksal formu resmedemez [darstellen]. Kendinde yansıtır [spiegeln].

Dilde yansıyan [spiegeln] şeyi dil resmedemez [darstellen].

Dilde ifade edilen [ausdrücken] şeyi dil aracılığıyla ifade edemeyiz [ausdrücken].

Önerme gerçekliğin mantıksal formunu gösterir [zeigen].

Önerme bunu sergiler [aufweisen]” [çeviri bize ait] TLP 4.121.

Darstellen’, ‘ortaya koymak’ (Wittgenstein, 2016, TLP 4.12 &4.121) ve ‘temsil etmek’ (Wittgenstein, 2026, TLP 4.12 &4.121) şeklinde de çevrilir fakat özellikle ikinci seçeneği ‘vertreten’ ile anlamsal çakışma olabileceğinden dolayı tekrar gözden geçirmek gerekebilir. Üstteki tekliflerimizi netleştirmek için Wittgensteincı resim teorisinden (picture theory) yüzeysel de olsa söz etmek gerekir. Önermeler ile gerçeklik arasında resimsel bir bağıntı (abbildende Beziehung) bulunur ve bu da resimsel formdur (die Form der Abbildung). Önermeler, gerçekliği resmeder ancak önermeler ve gerçeklik arasındaki resimsel bağıntı resmedilemez. Bu, ancak önermenin kendinde yansır.

Peki üstteki bu karşılık teklifleri özümsendiğinde, metnin iç tutarlılığını tehdit eden şu aşağıdaki önermeyi nasıl konumlandırmak gerekecektir? Bu soruyu cevaplamak için bir karşılaştırmaya daha ihtiyaç duyacağız.

TLP. 4.115. Sie [Philosophie] wird das Unsagbare bedeuten, indem sie das Sagbare klar darstellt.

“[Felsefe] Söylenebilir olanı açıkça ortaya koymakla, söylenemez olanı imleyecektir” (Wittgenstein, 2016, 4.115).

“[Felsefe] Söylenebilir olanı açıkça ifade ederek söylenemez olana işaret edecektir” (Wittgenstein, 2026, 4.115).

Bedeuten’, üstte bizim de teklif ettiğimiz gibi ‘imlemek/işaret etmek’ şeklinde karşılanmaktadır ve prima facie metnin iç tutarlılığı için bu karşılıklar elzem gibi gözükür ancak burada şöyle bir felsefi içerime sahip soru türeyecektir: Söylenemez olan nasıl imlenebilir? Zira TLP’de sadece nesnelerin imi yok mudur? Bu tehlikeyi sezen Black, bu buyruğu şöyle reformüle eder: “Felsefe, seçik konuşmanın önündeki engelleri kaldırarak sadece gösterilebilir olanı görmemizi sağlar” (Black, 1971 p. 187). Bu yorum da aslında az önce işaret ettiğimiz tehlikeyi, yani fiillerin anlamlarını sabitlesek dahi onları gerektiğinde farklı şekilde ele almak gerektiğini, olumlar.

Sonuç

Öncelikle belirtilmesi gerekir ki, TLP üzerine filolojik-felsefi karşılaştırma yazma teşebbüsü dahi kitap hacminde gerçekleştirilebilecek bir girişimdir. Dolayısıyla, biz bu makalede TLP’deki nüans/çeviri zorluklarını tüketebildiğimizi düşünmüyoruz. Yine de, eğer ki okuyucuya kitabın philologico-philosophicus bakımdan problematik tarafları sezdirilebildiyse, varılan nokta bizler için kafi olacaktır.

Yine de, bu serimlemede varılan sonuçları şu şekilde Quine’cı damardan bir çeviri el kitabı olarak sunmak istiyoruz:

  1. Çeviri sadece dilsel değil aynı zamanda metafiziksel veya ontolojik içerimlere sahiptir. Bir önerme ‘A’ olarak değil de ‘B’ olarak çevrildiğinde, farklı içerimler ve konnotasyonların uyanması kaçınılmazdır. Bununla birlikte daha ‘iyi’ veya daha ‘kötü’ çeviri, prensipte mümkün değildir.
  2. TLP çeviri ve açımlamalarında, kitabın a priori karakterini bozmamaya gayret etmekle beraber, gerektiği takdirde, kitabın öğretisini barındıran karşılıklar türetilebilir yahut bunlar (kitabın ilerleyişinin tersine) önceden haber verilebilir.
  3. TLP üzerindeki kavramlar üzerine düşünülürken veya bunlar için karşılık türetilirken kavramların soykütüğüne özen gösterilmelidir.
  4. TLP’deki fiiller üzerine son derece özen gösterilip, çevirinin iç tutarlılığına dikkat edilmesiyle beraber, sabitlenen bir karşılık nüansa göre değiştirilebilmelidir.

Bu prensipler uygulandığında yeni bir çeviri türeyeceği aşikârdır zira bu “el kitabı”, kaçınılmaz olarakyeni ontolojik bağlılık (ontological commitment) tarzları yaratacaktır.


[1] Bkz. Benedict de Spinoza, Theological-Political Treatise, Cambridge Texts in the History of Philosophy, ed. Jonathan Israel, trans. Michael Silverthorne (Cambridge: Cambridge University Press, 2007)

Benedictus Spinoza, Tanrıbilimsel Politik İnceleme: Tractatus Theologico-Politicus, çev. Betül Ertuğrul (İstanbul: Biblos Kitabevi Yayınları, 2008

Benedictus Spinoza, Teolojik-Politik İnceleme, çev. Musa Kazım Arıcan (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021)

Benedictus Spinoza, Teolojik Politik İnceleme, çev. Reyda Ergün, ed. C. B. Akal (Ankara: Dost Kitabevi, 2024)

[2] Wittgenstein’ın daha sonrasında Sahipsizlik Teorisi‘nin (No-Ownership Theory) temelini oluşturacak argümanlar tam olarak buradan çatallanır. Bkz. P. M. S. Hacker, Insight and Illusion: Themes in the Philosophy of Wittgenstein, gözden geçirilmiş baskı (Oxford: Oxford University Press, 2021), 8. bölüm “Refutation of Solipsism”, 215–244.

[3] Burada Almanca ‘was’ın İngilizcedeki ‘whatever’a tekabül eden anlamını düşünüyoruz, yani ‘whatever is the case’ tabirinde olduğu gibi.

[4] “Çünkü öyledir”. [Ed. notu]

[5] Bkz. Textor, M. (2024). Frege ve Anlam ve Gönderim Üzerine Bir Kılavuz (M. Yıldırım, Çev.). Babil Kitap

[6] Modern mantık kitaplarındaki uylaşımlarda ‘X’, X’e (işaret eder/imler); ’’X’’, ‘X’’i imler, ‘’’X’’’, ‘’X’’e delalet eder ve ad infinitum.

[7] Bu anlayış, çeşitli değişimler geçirerek Wittgenstein’ın Felsefi Soruşturmalar yapıtında da devam eder.

[8] Bu mantıksal teorinin notasyonu ve limitasyonları için bkz. G. E. M. Anscombe, An Introduction to Wittgenstein’s Tractatus, gözden geçirilmiş baskı (New York: Harper Torchbooks, 1959), 10. bölüm “The General Form of Proposition”, 145.

Michael Potter, “The Logic of the Tractatus,” in Handbook of the History of Logic, ed. Dov M. Gabbay, John Woods ve Akihiro Kanamori (Boston: Elsevier, 2004), 255–304.

One thought on “Tractatus Logico-Philosophicus’un Türkçe Çevirileri Üzerine Filolojik-Felsefi Bir Karşılaştırma – Tolunay Çağım Çağatay

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir