Yapay Zekâ Çağında Tek Boyutluluğu Kırmak: Prometheus İmgesi Üzerine Düşünmek – Gizem Orçin

Teknoloji felsefesi, bugünün teknoloji dünyasını yeniden yorumlamada eleştirel bir yöntem sunmaktadır. Yapay zekâ ve algoritmaların egemen olduğu bu çağda teknolojinin bu yeni toplumsal bağlamını analiz etmek felsefi eleştirellik kadar mitolojik gelenekle de mümkündür. Bu yazı, Prometheus imgesini yapay zekâ ve algoritmik toplumun işleyişi bağlamında yeniden düşünmeye girişmektedir. Bu girişimde Marcuse’nin olumsuzlamanın gücüne dayandırdığı eleştirel teorisi ve teknoloji yaklaşımı paralel şekilde okunacaktır. İÖ 472 ile 458 yılları arasında yazıldığı tahmin edilen ve esasında üç tragedyadan oluşan Prometheus anlatısının ilki olan Zincire Vurulmuş Prometheus (Προμηθεὺς Δεσμώτης (Promētheús Desmṓtēs), Aiskylos’un (2023) Zeus ve Prometheus arasındaki çatışmayı kaleme aldığı eseridir. Prometheus, bir titan ve kültür kahramanı olarak ateşi Zeus’tan çalmış ve güç, zor ve iktidarı sembolize eden Zeus’la karşı karşıya gelmiştir. Zeus, kendisinden ateşi çalan Prometheus’a ağır bir bedel ödetmiştir. İnsanlığın kurtarıcısı olmaya çalışan Prometheus, Büyük Yasa’nın karşısında esir düşerek zincire vurulmuştur. Kültür tarihinde önemli bir yeri olan bu anlatıda ateş kontrol, denetim, güç, emek, teknoloji ve zanaatı sembolize etmektedir. Ateşin Tanrı’dan çalınması Zeus’un iktidarının sarsılması anlamına gelmekteydi. Başı dik, gururlu, isyankâr ve korkusuz bir kahraman olarak Prometheus, ıssız, sarp kayalıklarda büyük bir işkenceye karşı savunmasızdır artık. Prometheus (Προμηθεύς), Antik Yunanca ifadesiyle önceden bilen, öğrenen anlamlarını taşıdığı için tragedyada kahramanın kendi sonunu en başından itibaren bilip görebilen ve eylemlerinin sonucuna katlanan trajik bir kahraman olduğu da bilinmektedir. Öyleyse Prometheus’un bu isyanı başlatmadan önce her şeyi bildiği, gördüğü ve tahmin ettiği kesindir. İnsanlığın büyük kazanımının ardındaki bu tarihsel-mitolojik anlatı, teknolojiyle çevrelendiğimiz bugünlerde üzerine tekrar düşünmeyi hak etmektedir. Özellikle Prometheus imgesini teknoloji felsefesi bağlamında yeniden düşünmek teknolojik zincirlerin yorumlanması noktasında önem taşımaktadır. 

Max Horkheimer, Theodor Adorno, Herbert Marcuse ve Erich Fromm gibi önemli isimlerin yer aldığı Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü (Institute for Social Research), bilinen adıyla Frankfurt Okulu’nun kavramları bugün toplumsal yapıyı çözümlemek için bize geniş bir kavram dizgesi vermektedir. Teknoloji, birçok felsefi gelenekte analiz edilen bir kavram olduğu gibi Frankfurt Okulu’nda da önemli bir tema olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir asrı aşmış dev bir gelenek içinde teknoloji konusu çeşitli açılardan ele alınmış ve eleştirilmiştir. Eleştirel teorisyen, filozof Herbert Marcuse’nin (1898-1979) çalışmalarında da teknoloji teması, felsefi bir çerçeveyle irdelenmiştir. “Hegelleşmiş Marksizm” (Jay, 2014) eğiliminde olan Frankfurt Okulu’nun ilk kuşak temsilcilerinden Marcuse, negatif kategorilerle dünyayı yorumlamaya çalışmıştır. Olumsuzlama, tüm Frankfurt Okulu teorisyenleri gibi Marcuse’nin de yöneldiği felsefi bir eğilimdir. Marcuse’nin kaleme aldığı sekiz farklı makaleyle felsefi sorgulamalar yapmaya giriştiği Olumsuzlamalar (2020) adlı eserinde teknolojiye yönelik analizler de mevcuttur. Marcuse hakikat arayışına yoğunlaşırken burjuva felsefesine eleştirel şekilde yaklaşmaktadır. Marcuse, erken dönem felsefi güzergâhında ”Hegel Diyalektiği”, ”Marksist Eleştiri”, ”Kültür Analizi” ve ”Öz Kavramı” gibi temaları farklı makalelerle ele almıştır.

Marcuse’nin teknoloji temasına yönelik en organize çalışması ise 1964 yılında kaleme aldığı “Tek Boyutlu İnsan” (1968) adlı eseridir. İleri endüstri toplumunda modern insanın düşünme kapasitesinin yitimini ele alan Marcuse, tek boyutlu düşünceye hapsolan robotlaşmış insan modelini betimlemeye girişmiştir. Burjuva ideolojisini çeşitli açılardan eleştiriye tabi tutan Marcuse, yaşadığı çağın toplumsal, siyasal ve kültürel dinamiklerini analiz etmeye çalışmıştır. Bu girişimde Marcuse, sadık bir savunucusu olduğu Marksist geleneği, Freud’un psikanalizini, Lukács’ın şeyleşme teorisini ve Weber’in rasyonalite fikrini de kullanmıştır. Modern toplumun içsel çelişkilerine odaklanan Marcuse, ileri endüstri toplumu adını verdiği refah toplumunu eleştirir. Teknoloji, tek boyutlu hale gelmiş toplumda itici bir kuvvet olarak ön plandadır. Teknoloji, tahakküm kurucu ve yayılmacı özellikleriyle aklın araçsallaşmasına ve tek boyutlu düşünce ve dile neden olmaktadır. Rasyonellik, bu toplumda artık irrasyonel bir karakter kazanmıştır. Düşünce ve davranışın tek bir kalıba indirgendiği, sınırlandırılmış bilincin var olduğu bu sistemde uygarlığın ve tekniğin içsel çelişkisi göze çarpmaktadır (Orçin, 2021). Zıtlıkların bir arada olduğu bu düzende tekniğin hem tahakkümcü hem de kullanımını sınırlandırıcı boyutu dikkat çekmektedir. “Bir araçlar dünyası olarak teknik, insanın gücünü artırdığı kadar güçsüzlüğünü de artırmıştır” (Marcuse, 1968: 300). Peki, Marcuse’nin teknoloji analizi, bugün yapay zekâ çağında nasıl yeniden okunabilir? Düşünürün teknolojinin gücü karşısında güçsüz hissetmeye dair sezgisel yaklaşımı, algoritmik çağdaki öznenin genel tutumu olmaya adaydır. Algoritmaların insan davranışlarını, düşüncelerini ve eylemlerini belirlediği bu dönemde tek boyutlu insan modeli, algoritmik veriyle özdeşleşen insandır. Yapay zekânın ve algoritmik toplumun mükemmel işleyişindeki çelişkili yapı, Marcuse felsefesinin imalarını taşımaktadır.  

Gelişimi oldukça eskiye dayansa bile, son yıllarda verileri işleme sürecindeki kapasite ilerlemelerinin olağanüstü hız kazandığı yapay zekâ; siyaset, sağlık, ekonomi, eğitim, iş dünyası gibi çok farklı alanlarda kullanılmaktadır. Yapay zekâ, teknolojik bir akıl biçiminin mükemmel örneği olarak nötr, tarafsız ve ideoloji dışı bir aygıt gibi konumlandırılmaktadır. Halbuki bu teknolojik ilerlemenin topluma ve doğaya devasa bir külfeti olmuştur. Yapay zekâ, tek boyutlu insanın kimlik krizini ve varoluşsal sancılarını yüzeye çıkaran yumuşak bir güç olarak işlemektedir. İdeolojik bir yapılanma olduğu göz ardı edilmeksizin yapay zekânın eleştirel rasyonaliteyi bastırdığı söylenebilir. Yapay zekâ toplumu, verimliliği ve emek yoğun çalışma sürecini organize ederek küresel rekabeti hızlandıran makinelerin egemen olduğu bir toplum yapısını tanımlamaktadır. Toplumsal kontrol ve denetimin görünmeyen bir baskı olarak işlediği bu yapıda, özgürlük ve kölelik kavramları da hiç olmadığı kadar iç içe geçmiştir. Aşırı verimlilik, sürekli denetim ve kontrol, optimizasyon, ihtiyaçların belirlenmesi ve şekillendirilmesi üzerinden işleyen bu toplum algoritmik bir biyolojiye sahiptir. Yapay zekâ, algoritmik tek boyutluluğu teşkil eden teknolojik bir altyapıdır. Algoritmalar, çelişkilerin bastırılması, kültürel ve siyasal alanın işgali ve düşüncenin tek tipleşmesiyle tek boyutluluğu egemen kılan bir işleyişe sahiptir. Yapay zekâ siyasi, kültürel ve felsefi alanı daraltırken özgür ve eleştirel düşünce nosyonunu da parçalamaya başlamıştır. Yapay zekâ ve araçsal rasyonalite ilişkisi üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Teknolojik totaliterlik bugün yalnızca teknolojinin ideolojik bir misyon kazanması anlamını taşımaz. Aynı zamanda teknolojik aklın yüceltildiği, teknolojinin arkasındaki şirketlerin ve güç odaklarının dünya üzerindeki baskılayıcı gücünün görmezden gelindiği bir ideolojiyi pompalamaktadır. Öyleyse her gün kullandığımız, adeta bir organ haline gelen yapay zekâ teknolojileri, toplumsal ilişkileri düzenler, denetler ve organize ederken felsefi düşünme nasıl işe yarayacaktır? Yapay zekâ çağında düşünen insan (Ego Cogitans) hâlen var olmaya devam edecek midir?

Marcuse’nin teknoloji izleğinin son durağına geldiğimizde, düşünürün mitolojik gönderme içeren bir çalışması dikkat çekmektedir. Marcuse’nin az bilinen ancak kuramsal açıdan son derece verimli bir çalışması olan “Children of Prometheus: 25 Theses on Technology and Society” (2011) adlı makalesi, filozofun ölümünden kısa bir süre önce verdiği dersin bir derlemesidir. Frankfurt’taki öğrenci hareketleri üzerinden kaleme alınan ve Charles Reitz tarafından çevrilen bu makalede Marcuse, erken dönem karamsar teknoloji betimlemesinden görece uzaklaştığını göstermektedir. Mitolojideki Prometheus imgesini kullanan Marcuse, teknolojinin domine eden yönünü de göz ardı etmeden eleştirel ve ironik bir teknoloji yorumu yapmıştır. Marcuse, Prometheus’un çocuklarını, yani devrimci gençliği, salt araçsal bir devrimle değil, estetik ve duyusal bir özgürleşimle ilişkilendirmektedir. Teknolojik rasyonalite altında yaşayan Prometheus’un çocukları hem kapitalizmin bastırıcı gücünü hem de özgürleşme vaatlerini idrak edebilmektedir. Tekno-politik yaşamın farkında olan bu çocuklar, yeni tahakküm biçimlerinin de eleştirisini yapabilmektedir. Ancak Marcuse’nin ironisi burada devreye girmektedir. Prometheus, insanlara ateşi vererek özgürleşmenin sembolü olmuştur. Modern toplumda Prometheus’un çocukları ise bazen düzenin taşıyıcılarına dönüşmüşlerdir.

Prometheus’un ateşi, aklın araçsallaştığı yapay zekâ toplumunu yeniden anlamlandırmak için oldukça değerlidir. Yapay zekâ çağında Prometheus’un çocukları OpenAI, Google DeepMind, Microsoft gibi yapay zekâ geliştiren teknoloji şirketleri olabilir mi? Yeni iktidar aktörleri olan bu şirketler, mühendisler, araştırmacılar, devlet ve ekonomik aktörler, Prometheus’un mirasını taşıyan yeni ateş taşıyıcıları mıdır? Hem yeni teknik olanakların yaratıcıları olan hem de özgürlüğün bastırıcı koşullarına neden olan bu odaklar, yapay zekâ çağında teknolojik rasyonaliteyi yeniden kurgulamaktadır. Veri işleme, tahminde bulunma, otomasyon ve karar verme kapasitesindeki olağanüstü artış, hangi geleceğin mümkün olduğunu, hangi arzuların meşru olduğunu ve hangi yaşam biçimlerinin rasyonel olduğunu belirlemektedir. Yapay zekâ, Marcuse’nin özgürleştirici teknik akıl ile tahakküm üreten teknolojik rasyonalite arasındaki ayrımını yeniden gündeme getirmektedir. İlerleme pahasına verilen vaatler, sınıf farklarını derinleştiren, insan emeğini göz ardı eden, yakarak ilerleyen, ilerlerken yıkan bu teknolojik yapılanma modeli, insan aklının ve özgürlüğünün sınırlarını zorlamaktadır. Fakat aynı teknolojik sürecin özgürleştirici bir bakış açısıyla toplumu dönüştürebilmesi de mümkündür. Teknolojinin baskılayıcı unsurları eleştirel bilincin ve negatif aklın kullanımıyla gerçekleşebilecek olan özgürleştirici rasyonaliteyi üretebilir. Bu nedenle, yapay zekânın hem baskılayıcı hem de özgürleştirici unsurlarını önceden görüp bilmek için, yani bir Prometheus imgesi üretebilmek için, eleştirel teorinin kılavuzluğuna ihtiyacımız vardır. Doğanın nesneleştirilmeden diyalektik yaşam dünyasının kurulması ve teknolojik zincirlerin teknolojiye rağmen kırılması ise bu büyük teknoloji dünyasında oldukça zor görünmektedir. Fakat Marcuse’nin direnişçi, özgürleştirici ve ütopya dolu felsefi analizi Prometheus’un çocuklarına yol göstermeye devam edecektir.

Kaynakça

Aiskhylos (2023). Zincire Vurulmuş Prometheus. Çev. Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu, 17.Baskı, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Jay, M. (2014). Diyalektik İmgelem. Frankfurt Okulu ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü Tarihi (1923-1950), Çev. Sevgi Doğan, İstanbul, Ayrıntı Yayınları.

Marcuse, Herbert (1968). Tek Boyutlu İnsan, İleri Endüstriyel Toplumun İdeolojisi Üzerinde İnceleme, Çev. Seçkin Çağan, İstanbul, May Yayınları. 

Marcuse, Herbert (2011). “Children of Prometheus: 25 Theses on Technology and Society”, Philosophy, Psychoanalysis and Emancipation, Collected Papers of Herbert Marcuse, Volume Five, Edited by Douglas Kellner and Clayton Pierce, Abingdon, Routledge, pp. 222-225.

Marcuse, Herbert (2020). Olumsuzlamalar. Eleştirel Teori Denemeleri. Yay. Haz. Kurtul Gülenç. İstanbul, Ayrıntı Yayınları.

Orçin, Gizem (2021). Herbert Marcuse’nin Baskıcı Hoşgörü Kavramı ve Teknoloji Tezleri, İstanbul, Kriter Yayınları.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Gizem Orçin

Gizem Orçin, İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ile Latin Dili ve Edebiyatı bölümlerinden mezun olmuştur. Aynı üniversitede Kadın Çalışmaları alanında yüksek lisans eğitimini tamamlayan Orçin, doktora derecesini ise “Marcuse’nin Baskıcı Hoşgörü Kavramı ve Teknoloji Tezleri Üzerine” başlıklı çalışmasıyla almıştır. Akademik çalışmalarında eleştirel teori ve teknoloji-toplum ilişkileri üzerine yoğunlaşmaktadır. Tüm Yazılarını Gör →