A Social History of Analytic Philosophy, by Christoph Schuringa

A Social History of Analytic Philosophy Üzerine Bir Değerlendirme — Dominick Cooper

A Social History of Analytic Philosophy, by Christoph Schuringa

A Social History of Analytic Philosophy: How Politics Has Shaped an Apolitical Philosophy

Christoph Schuringa

Amerikan Felsefesinin Savaş Öncesi Çoğulculuğuna Ne Oldu?

İkinci Dünya Savaşı’nın arifesinde Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) felsefe manzarasını inceleseydik gelişip serpilen fakat birbirinden farklı türlerden oluşan bir bahçe bulurduk. Gerçekçilik, idealizm ve yerli pragmatizm geleneği Amerikan üniversitelerinde son derece canlı ve etkindi. Ayrıca Avrupa’daki (fenomenoloji) ve Asya’daki (örneğin Budizm ve modern Hint felsefesi) diğer önemli geleneklere yönelik felsefi ilgi de dahil olmak üzere, daha kozmopolit bir düşünsel etkileşimle karşılaşırdık. Siyahi radikal kuramcı W. E. B. Du Bois’nın geniş kapsamlı ve disiplinlerarası çalışması, bu son derece çoğulcu sahneyi yansıtan entelektüel gelişimin çarpıcı bir örneğidir. Bugün onun felsefi etkileriyle ilgilenen akademisyenler pragmatizm ve Marksizmden Alman idealizmine, fenomenolojiye ve psikanalize kadar her şeyi göz önünde bulundurmaktadır. Felsefenin bu halini, “analitik” felsefenin üniversite bölümlerinde ve akademik dergilerde egemen olduğu bugünün ABD’sinde hayal etmek güçtür.

Christoph Schuringa’nın ufuk açıcı ve kışkırtıcı kitabı A Social History of Analytic Philosophy (Analitik Felsefenin Toplumsal Tarihi), ele aldığı konunun kökenlerini, özellikle de 1970’lere uzanan dönemi ayrıntılı biçimde inceliyor. Kitap ABD felsefesinin savaş öncesi çoğulculuğundan uzaklaşması ve bu sürecin bedelleri hakkında süregelen önemli tartışmaya katkıda bulunuyor. Schuringa’nın hem bir toplumsal düşünce tarihi hem de bir ideoloji eleştirisi niteliği taşıyan projesi, hem iddialı (yüz yıldan fazla felsefi gelişimi kapsıyor) hem de polemikçidir (bunu üslubu iyi kurgulanmış on bölüm boyunca sürdürür). Felsefenin, yirmi birinci yüzyılın ahlaki ve siyasi mücadelelerini teşhis etme ya da bunların içinde yön bulma kapasitesini merak eden okurlar, Schuringa’nın kitabının okumaya değer olduğunu göreceklerdir. Bazı okurlar (benim gibi), Schuringa’nın kitapta ortaya koyduğu ideoloji eleştirisi iddialarını yeterince temellendirebildiğinden kuşku duyabilir. Yine de Schuringa’nın metni, analitik felsefeye dair, okura tarihsel bağlamın eleştirel mesafesini kazandıran bir perspektif geliştirmektedir. Analitik felsefe içinde çoğu kez kıt bulunan bu perspektif, Schuringa gibi analitik felsefenin krizde olduğundan endişe eden analitik felsefeciler için yararlı olabilir. Bu bakımdan A Social History of Analytic Philosophy, analitik felsefenin geçmişini ve olası geleceklerini sorgulayanlar için elzemdir.

A Social History of Analytic Philosophy, bugün analitik felsefe olarak anlaşılan şeyin “hepsi de yoğun biçimde yöntemsel açıdan ne yaptığını bilen ve temel noktalarda birbirinden farklı yaklaşımlardan” şekillendiği görüşüne katkıda bulunmakta ve bu görüşü savunmaktadır1. Bu akımlar arasında Bertrand Russell’ın “mantıksal-analitik” yöntemi ile G. E. Moore’un “sağduyusal analizi” yer alır; bu ikilinin yaşamları ve entelektüel gelişimi, Schuringa’nın kitabın ikinci bölümünde izini sürdüğü Cambridge Okulu felsefesinin merkezi bir parçasıydı. Sonraki bölüm bir başka akımı, mantıksal pozitivizmi ve onun Viyana Çevresi içindeki gelişimini incelemektedir; bu çevre fizik, matematik, iktisat ve sosyoloji de dahil olmak üzere kendi disiplinlerinin temellerini oluşturan felsefi soruları tartışmak üzere bir araya gelen, daha geniş ve entelektüel ile siyasi açılardan daha çeşitli bir bilim insanları grubuydu. Çevrenin birçok üyesi (Rudolf Carnap ve Herbert Feigl dahil), Nazizmden kaçarak savaştan sonra ABD’de analitik felsefenin yükselişinde etkili olan daha geniş bir göçmen grubunun içindeydi.

Analitik Felsefenin İnşası

Savaştan sonra ABD felsefesi köklü bir yeniden yapılanma yaşadı. 1940’ların sonlarında ve 1950’lerde, önde gelen üniversitelerdeki felsefe bölümleri giderek daha fazla “analiz” geleneğini uygulayan felsefecileri işe aldı. Önce Cornell ve Harvard’da, sonra Princeton’da, daha sonra da Yale ve Chicago’da, “analitik” felsefe kısa sürede ABD’de felsefenin egemen biçimi haline geldi. Bu kurumsal alan hakimiyeti, dergilerin ele geçirilmesini de beraberinde getirdi: Zaman içinde disiplinin önde gelen dergileri, çoğulcu editoryal vaatlerinden uzaklaşarak yalnızca analitik felsefeye odaklanmaya başladı. 1967’de Amerikalı filozof Richard Rorty, analitik felsefenin yükselişini bir “dilsel dönüş”ün parçası olarak savundu; bu, spekülatif metafizikten kaçınan ve felsefi sorunları kavramsal analizle açıklığa kavuşturulabilecek dil sorunları olarak ele alan devrimci bir felsefe yapma biçimiydi. Çok geçmeden İngiliz filozof Michael Dummett, analitik felsefenin ve onun dilsel dönüşünün tarihini, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Alman mantıkçı Gottlob Frege’nin çalışmasıyla başlayan bir tarih olarak yeniden yazdı.

Schuringa, dergilerin ele geçirilmesi ve artan kurumsal denetim gibi “içsel” açıklayıcı etkenleri isabetli fakat ABD felsefesinin analitik felsefe tarafından devralınmasını açıklamak için yetersiz görmektedir. A Social History of Analytic Philosophy‘nin alt başlığı olan “Siyasetin Apolitik Bir Felsefeyi Nasıl Şekillendirdiği”, “dışsal” bir etkene, kitabın orta bölümlerinin temel argümanını oluşturan ve Schuringa’nın 2023 tarihli bir Jacobin yazısında önceden sunduğu siyasal bir açıklamaya işaret eder2. Schuringa’nın getirdiği bu açıklama, dikkatimizi analitik felsefenin en büyük kuluçka merkezi ve hamisi olan ABD’nin tarihsel olarak özgül koşullarına yöneltir. Schuringa, içsel etkenlerden ziyade şunu ileri sürer: “Analitik felsefenin yükselişi, anavatanı ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nın sonundaki kendine özgü konumu ve liberal kapitalizmi yeniden canlandırmaya yönelik ortak programı incelenmeden anlaşılamaz.”3

Konusunu bir ölçüde indirgemeci biçimde ele almayan bir toplumsal düşünce tarihi bulmak zordur. Analitik felsefecilerin ürettiği akademik literatürün sürekli büyüyen ve giderek uzmanlaşan doğası göz önüne alındığında, bu durum özellikle bu örnek için geçerlidir. İyi haber şu ki toplumsal tarihler çoğu zaman tam da indirgemeci oldukları için yararlıdır. Bütün indirgemeler eşit değildir, bazıları ilginç ve üretken olurken bazıları değildir. A Social History of Analytic Philosophy ilk kategoriye aittir.

Schuringa, bu (neo)liberalizmi tanımlamak için Quinn Slobodian’ın Globalists adlı eserinden yararlanarak onu “kapitalizmi tüm dünya ölçeğinde güvence altına almanın meta-ekonomik ya da ekonomi-dışı koşulları” olarak tasvir eder4. Schuringa daha özel olarak bu Soğuk Savaş ideolojisinin, McCarthyciliğin boğucu negatif baskıları yoluyla ya da devlet destekli araştırma finansmanı gibi pozitif çabalar yoluyla analitik felsefenin gelişimini nasıl şekillendirdiğinin haritasını çıkarır. Bu açıklama için Schuringa’nın toplumsal tarihi; McCarthycilik ve onun ABD felsefesi üzerindeki etkisine ilişkin literatürü, Walter Lippmann Kolokyumu ve Mont Pèlerin Topluluğu gibi ideolojik konsolidasyon durumlarını ve Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İnceleme Komitesi’nin karşısına çıkarılan, FBI tarafından izlenip ziyaret edilen ya da RAND enstitüsünde diğer Soğuk Savaş projelerinin yanı sıra rasyonel tercih kuramı üzerine çalışan filozofların biyografik portrelerini bir araya getirir.

Schuringa’nın Cambridge Okulu ve Viyana Çevresi’ne ilişkin toplumsal tarihine ek olarak, analitik felsefenin McCarthycilik dönemine ait bu kronolojisi kitabın doruk noktalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Schuringa, analitik felsefeye yönelik ideoloji eleştirisini dönemin daha karmaşık siyasal gerçekliğinin yanına yerleştirir; öyle bir gerçeklik ki analitik felsefe bölümleri çoğu kez meslektaşlarını komünist avcılığı temelli karalama kampanyalarına karşı savunmuştur (Angela Davis örneğinde olduğu gibi). ABD devleti bugün ülke genelindeki üniversitelerde yıldırma ve baskının otoriter taktiklerine geri savrulurken – çoğu kez üniversite yöneticilerinin yardımıyla (ya da sahte çaresizliğiyle) – McCarthy dönemi denen o entelektüel baskı kazanını yeniden ele almak, yalnızca o dönemde analitik felsefenin tarihini ve gelişimini daha iyi anlamamıza yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda ABD’de felsefenin geleceğinin de benzer zorluklarla karşılaşabileceğini hatırlatır.

Analitik Felsefenin Yeniden İnşası

Analitik felsefe yüzyıl ortasında inşa edildikten kısa süre sonra onu yeniden inşa etme çabaları başladı. Böylece çok övülen “dilsel dönüş” kısa süre sonra yerini disiplini yeniden yönlendirmeye dönük başka girişimlere bıraktı. Son birkaç yılın “toplumsal dönüş”ü de bunlar arasındadır. Toplumsal dönüşe katkıda bulunan analitik felsefeciler bunu, büyük ölçüde analitik felsefenin çeşitli araç ve yöntemlerini kullanarak ve bu fikirleri onun dışındaki entelektüel geleneklerle bütünleştirerek yapmışlardır. Kitabın son bölümünde Schuringa, literatürdeki bu eğilimlerden birkaçını gözden geçirir: Marksizmin ana akım anglofon felsefeyle Analitik Marksizm suretinde gelişmesi ve analitik felsefecilerin feminizm ile eleştirel ırk kuramını benzer biçimde bütünleştirmesi. Schuringa, bugün analitik felsefecilerin çoğunun tanıdığı birçok akademisyenin kısa entelektüel biyografilerini kullanır: G. A. Cohen, Sally Haslanger, Rae Langton, Miranda Fricker, Kwame Anthony Appiah ve Charles Mills.

Çağdaş analitik felsefeye aşina okurlar, Schuringa’nın kitabının son birkaç bölümünü indirgemeci bulabilir. Sezgilere veya düşünce deneylerine herhangi bir kayda değer kuramsal rol tanıma konusunda kuşkulu olan ahlak felsefecileri – etkili özgeciliğin [effective altruism] uygulanabilirliği bir yana – “Sezgiler ve Ahlaki Matematik” bölümünde Schuringa’nın alanı temsil ettiğini varsaydığı bu eğilimlere itiraz edeceklerdir. Schuringa’nın analitik felsefenin dilsel dönüşe kadarki dönemine ilişkin daha ayrıntılı toplumsal tarihi, öne çıkan figür ve kuramların incelikli biçimde ele alınmasına imkan tanırken, toplumsal dönüşün birçok alanını ve filozofunu tek bir bölümde (“Felsefeyi Sömürgeleştirmek”) ele alması, konusunu daha kaba (ve daha az tatmin edici) bir çözünürlük düzeyinde sunmaktadır.

Yüzyıllık bir düşünce tarihini kapsamayı amaçlayan bir proje için, konu hakkındaki tek bir kitabın sınırlılıkları anlaşılabilirdir. Ancak Schuringa’nın ideoloji eleştirisinin hedefi analitik felsefenin kendisi olduğu için, disiplini temsil edişini yakın incelemeye tabi tutmak yerindedir. Bu meseleler, kitabın tartışmacı üslubuna ek olarak Schuringa’nın kitabına ilişkin diğer değerlendirmelerin de eleştirel dikkatini çekmiştir5. Kieran Setiya’nın kısa ve öz gözlemi bu bakımdan temsili bir örnektir: “Bütün bir disiplini itham etmek, savunmacılığı davet etmektir. Ve bunu yüz yıllık bir tarihe dayanarak yapmak, düşman ateşine geniş bir hedef sunmaktır.”6

Bu “düşman ateşi”nin bir kısmı, analitik felsefeye aşina olmayan ve Schuringa’nın ideoloji eleştirisinin değerini tartmaya çalışan okurlar için yararlı bir düzelticidir. Ateş savunmacılıkla besleniyorsa, Schuringa’nın kitabının bazı başarılarını gözden kaçıracak dar bir bakış açısı riski taşır. Schuringa’nın kitabında sunduğu kıta felsefesi bilgisine sahip bir analitik felsefeci bulmak zordur. Tartışmacı üslup, Schuringa’nın A Social History‘de yer alan birçok analitik felsefeciye duyduğu açık hayranlıkla da yan yana durmaktadır. Bu tuhaf görünebilir ama değildir. Bir kuramsal gelenek (varsayalım ki) bazı bakımlardan ideolojik olabilirken, aynı zamanda müstakbel bir soruşturmacının anlayışını zenginleştirecek başka pek çok şeye de sahip olabilir. Ayrıca şunu belirtmekte fayda var: Bu tür bir eleştirel muamele, konusunu, birçok önde gelen analitik felsefecinin tarihsel olarak kıta geleneğine tanımadığı bir anlaşılabilirlik ve incelik taşıdığını varsayar. Onlara göre kıta felsefesi anlaşılmaz ve tutarsızdır ya da felsefe kılığına girmiş şiirdir, hatta kasıtlı olarak sahtekarlıktır (gerçi Schuringa’nın doğru biçimde işaret ettiği gibi, bu tutumlar bugün analitik felsefeciler arasında daha az yaygındır)7.

Konusunu bir ölçüde indirgemeci biçimde ele almayan bir toplumsal düşünce tarihi bulmak zordur. Analitik felsefecilerin ürettiği akademik literatürün sürekli büyüyen ve giderek uzmanlaşan doğası göz önüne alındığında, bu durum özellikle bu örnek için geçerlidir. İyi haber şu ki toplumsal tarihler çoğu zaman tam da indirgemeci oldukları için yararlıdır. Bütün indirgemeler eşit değildir, bazıları ilginç ve üretkenken bazıları değildir. A Social History of Analytic Philosophy ilk kategoriye aittir. O halde şunu sorabiliriz: Schuringa’nın indirgemesinde ilginç ve üretken olan nedir? Bu soruya yanıt vermek için, Schuringa’nın Marksizminin (kendisi aynı zamanda yakın tarihli Karl Marx and the Actualization of Philosophy kitabının da yazarıdır) onun ideoloji eleştirisinde, özellikle Analitik Marksizme uygulandığı biçimiyle oynadığı rolü inceleyeceğim. Schuringa’nın indirgemesine dikkat ettiğimizde, ki bunun öncelikle belirli yöntemsel bağlılıklar tarafından yönlendirildiğini savunuyorum, özellikle Analitik Marksizm söz konusu olduğunda onun ideoloji eleştirisinin değeriyle eleştirel biçimde hesaplaşmak için de daha iyi bir konumda olacağız.

Yöntem, İdeoloji Eleştirisi ve Post-Klasik Marksizm

A Social History of Analytic Philosophy‘de yalnızca bir kez görünse de, Schuringa’dan önce 1950’lerin Oxford analitik felsefesini eleştirmiş olan Perry Anderson, Avrupa’daki etkili (ve analitik olmayan) bir Marksizm akımı olan Batı Marksizmi üzerine olanı da dahil, kendi başına birkaç toplumsal tarih yazmıştır8. Schuringa’da olduğu gibi, Soğuk Savaş’ın siyasal bağlamı Anderson’ın Batı Marksizmini inceleyişinde ve eleştirisinde de belirleyici bir etkendir. Anderson’a göre, kapitalizmin küresel bir ekonomik sistem olarak dayanıklılığı ve büyümesiyle ve uluslararası sosyalist devrimin başarısızlıklarıyla tanımlanan savaş sonrası dönem, Marksist kuramın bu evresi üzerinde biçimlendirici bir etki yaratmıştır; yani, “Batı Marksizminin tarihsel materyalizm için en merkezi alanlardaki bilinçli sessizliği: bir üretim tarzı olarak kapitalizmin ekonomik hareket yasalarının incelenmesi, burjuva devletinin siyasi mekanizmasının analiz edilmesi” ve “onu devirmek için gerekli sınıf mücadelesi stratejisi”9. Bu gelişmenin Marksist kuram için sonuçlarından biri şuydu: “Batı Marksizminin çıktısının kayda değer bir kısmı uzun soluklu ve karmaşık bir Yöntem Üzerine Söylev haline geldi”. Bu, Anderson’ın Marx’ın kendi entelektüel çıktısına yabancı gördüğü bir gelişmeydi10.

Schuringa’nın analitik felsefe toplumsal tarihi “genel olarak kurumsal akademik oluşumların toplumsal yeniden üretimi”nden uzak dururken, Anderson’ın Considerations on Western Marxism‘i “Marksist kuram ve pratikten yapısal bir ayrılık”ın değişen koşullarını inceler; bu ayrılık, Marksizmi giderek akademi içinde artan derecelerde siyasal izolasyona sürüklemiştir; bu akademi, bilgi üretiminin kapitalist ülkelerde hayatta kaldığı ve çoğu kez sınıf mücadelesi siyasetinden kopuk olduğu yerdir.

Analitik ve analitik olmayan Marksizm arasındaki bu görünüşte uzlaşmaz çatışmanın gereksiz ve verimsiz olduğunu ileri sürüyorum… Aslında, Analitik Marksistlerin neden diyalektik bir yöntemin kullanımına yer veremeyeceği açık değildir. Böyle bir yöntemi tarihsel materyalizm için vazgeçilmez görmek gerekmez; daha pragmatik bir biçimde, belirli sorular için potansiyel olarak yararlı görülebilir.

Yirminci yüzyıl post-klasik Marksizminin miraslarıyla – ister Batı Marksizmi ister Analitik Marksizm olsun – bugün boğuşan Marksistler için Schuringa’nın toplumsal tarihi, Anderson’ınki gibi, kendilerini incelemek için faydalı bir ayna sunmaktadır. Schuringa’nın aynası dikkatimizi felsefi metodolojiye yöneltir: hem toplumsal tarihinin çürüttüğü analitik felsefe öz-imgesine hem de bu yanlış öz-imgenin mümkün kıldığı varsayılan yöntemsel pervasızlığa.

Schuringa’nın eleştirisini Analitik Marksizme karşı nasıl kullandığına daha yakından bakmak, hem bu ideoloji eleştirisini karmaşıklaştırmakta hem de tarihsel materyalizmde yöntemin rolüne ilişkin, onun konumunu tümüyle ikna edici olmasa da anlaşılır kılan daha derin bağlılıkları açığa çıkarmaktadır. Karl Marx’ın düşüncesi üzerine analitik ve kıta felsefesi arasındaki ayrışmalarda yöntem tartışmaları önemli bir yer tutar; nitekim kıta geleneği, Marx’ın tarihsel materyalizminin belirleyici bir niteliğinin, G. W. F. Hegel’den devralıp dönüştürdüğü özgün bir “diyalektik analiz yöntemi” olduğunu sıklıkla savunur11. Schuringa, Karl Marx and the Actualization of Philosophy adlı kitabında, Marx’ın Hegelci diyalektiği geri kazanmasının (ve düzeltmesinin), bir tarihsel materyalizm kuramı geliştirme projesinin başarısı için kritik olduğunu ileri sürmektedir12.

A Social History‘de, diyalektiğin bilimsel meşruiyeti üzerine anlaşmazlığın, sosyalist ve mantıksal empirisist düşünür Otto Neurath ile Frankfurt Okulu’nun kurucu üyelerinden Max Horkheimer (Anderson’ın Batı Marksizminin atalarından biri) arasındaki çatışmanın başlıca kaynağı olduğunu görürüz. Aynı şeyi Analitik Marksizm tartışmasında yeniden buluruz. G. A. Cohen ve başka filozoflar, tarihçiler, sosyologlar ve iktisatçıların öncülük ettiği Analitik Marksizm, yıllık toplantılardan ve şu fikre bağlılıktan doğdu: “Marksizm, hiç çekinmeden, kendisini sosyal bilimin ve analitik felsefenin geleneksel standartlarına tabi kılmalıdır”, böylece “bir toplumsal kuram olarak Marksizmin, onu ‘burjuva sosyal biliminden’ köklü biçimde ayıran kendine özgü bir metodoloji kullandığı” fikri reddedilmiş olur13.

Marx’ın özgün yönteminin bu şekilde bir kenara atılması, Schuringa’nın analitik felsefenin kucaklamaya çalıştığı radikal gelenekleri “sömürgeleştirdiği” yönündeki suçlamasının örneklerinden biridir. Bu örnekteki ilgili “sömürgeleştirme”, Marx’ın yönteminin kapitalist üretim tarzının doğasına ilişkin esas iddialarından soyulup ayrılmasıdır.

Analitik Marksizmin Marxçı diyalektik bir yöntemi bir kenara atması, Schuringa’nın iddia ettiği sömürgeleştirici etkiye sahip midir? Schuringa’nın, G. A. Cohen’in tarihsel materyalizm anlayışına – “analitik felsefe üslubunda hiper-ortodoks teknolojik determinist bir Marksizm” – yönelik eleştirisini ele alalım14. Schuringa, Marksist tarihçi ve siyaset kuramcısı Ellen Meiksins Wood’un Cohen’in çalışmasına ilişkin eleştirel değerlendirmesinden yararlanarak Cohen’in tarihsel gelişim yasasının “tuhaf biçimde tarihdışı” ve “açıklayıcı hiçbir değeri kalmayacak kadar seyreltilmiş” olduğunu ileri sürer15. Wood’un Cohen değerlendirmesinde haklı olduğunu varsayalım. Bu eleştirinin başarısı, Schuringa’nın Analitik Marksizme yönelik ideoloji eleştirisini haklı çıkarır mı? Bence çıkarmaz. Açıklayayım.

Wood’un Cohen’in tarih kuramına eleştirisi, Marx’ın tarih kuramını kavramsallaştırmanın iki ayrı yolu olduğu savına dayanır: Biri “üretim ilişkilerini ve sınıfı, teknolojik gelişmenin daha geniş ve tarih ötesi bağlamına yerleştirir”, diğeri ise “her toplumsal biçimde ve onun egemen toplumsal mülkiyet ilişkilerinde özgül hareket ilkeleri arar”16. Wood, ilk yaklaşımı Cohen’e (ve Cohen’in kuramı üzerine inşa ettiği ölçüde Analitik Marksist John Roemer’a), ikincisini ise Marksist tarihçi Robert Brenner’a atfeder.

Buradaki amacım bu görüşler arasındaki anlaşmazlığı karara bağlamak değil, Cohen’e ek olarak Brenner’ın da bir Analitik Marksist olduğuna işaret etmektir. Cohen gibi Brenner da Analitik Marksizm antolojilerinde yayın yapmış ve yıllık “Eylül Grubu” toplantılarına katılmıştır17. Brenner ve Wood’un ikisi de çoğu zaman Cohen, Roemer ve diğerlerine eleştirel yaklaşır ancak onların bu anlaşmazlığı, Analitik Marksizmin tarihsel materyalizme yönelik birbirinden farklı çeşitli yaklaşımlar doğurduğunun kanıtıdır ki bunların bazıları bugün analitik felsefeciler için hâlâ yararlıdır.

Bu noktayı vurgulamamın amacı, Schuringa’nın hedefini yanlış temsil ettiğini söylemek değildir18. Aksine, onun eleştirisi, tarihsel materyalizmin metodolojisi ile onun tarihsel özgüllüğünü koruma yetisi arasında güçlü bir kavramsal bağa dayanır; başka bir deyişle, kapitalist üretim tarzına özgü hareket yasalarına ilişkin teşhis ya da açıklama gücünü koruma yetisine. Oysa Cohen’in teknolojik-determinist görüşüne rakip bir tarihsel materyalizm versiyonu olan Politik Marksizmin makullüğü, Marxçı bir diyalektik yöntemin doğruluğuna bağlı değildir. Wood’un Cohen (ve Roemer) hakkındaki şikayeti tipik olarak, onların toplumun üretici güçlerine, aslında kapitalist üretim tarzına özgü olan tarih ötesi bir açıklayıcı önem atfettikleri şikayetidir. “Politik” Marksizmdeki “politik”i koyan şey, sınıf mücadelesinin toplumun üretici güçlerinin teknolojik gelişimi karşısındaki “belirleyici önceliği”dir19.

Anderson’da olduğu gibi, bu görüşler de diyalektik bir yöntemi tarihsel materyalizmin merkezine yerleştirmez (bu konuda daha fazlası ileride)20. Anderson’ın Batı Marksizminin eksiklikleri üzerine kendi düşünceleri aslında, tarihsel materyalizmin bilimsel hedeflerini koruyabilmesi için doğa bilimleri ve sosyal bilimlerdeki çağdaş gelişmelere kendini tabi kılmayı sürdürmesi gerektiği yönündeki Analitik Marksist teraneye tuhaf biçimde benzeyebilmektedir21.

Analitik Marksizm içindeki bu anlaşmazlıklar Schuringa’nın ideoloji eleştirisini karmaşıklaştırmaktadır. Marx’ın diyalektik yöntemi uygulanabilir bir tarihsel materyalizm kuramı için vazgeçilmez olduğu ölçüde, Schuringa’nın eleştirisi ikna edici bulunabilir. Ancak argümanın bu versiyonu, Analitik Marksistleri ve daha genel olarak analitik felsefecileri ya yanlış bir yöntemsel birlik duygusuyla ya da bunun olmadığı durumda, analitik felsefenin tarihsel olarak özgül herhangi bir entelektüel geleneğin dışında duran “yalnızca felsefe” olduğuna dair öz güvenin doğurduğu bir dar görüşlülükle suçlayan versiyondan farklıdır. Analitik Marksizme daha yakından bakmak, aslında metodoloji konusunda çarpıcı miktarda eleştirel öz-bilinç olduğunu ortaya koymaktadır (gerçi bu Marksistlerin analitik felsefeciler arasında ne ölçüde istisna olduğunu açık bırakabiliriz).

Analitik Marksizmin kapsayıcı tutumu, en azından tarihsel olarak, ancak belli bir yere kadar uzanır: diyalektik bir yöntemin kullanımına yer bırakmaz. Analitik Marksizmin sloganı olan “Zırva-Olmayan Marksizm” [No-Bullshit Marxism], diyalektik bir yöntemin uygulanabilirliğine dair görüşlerini açıkça ortaya koyar. Bu sloganın daha yerel kökenleri G. A. Cohen’in 1960’larda Althusserci Marksizmle hesaplaşmasında bulunsa da Cohen ve diğerleri onu daha sonra diyalektik bir yöntemin tarihsel materyalizm için ilgililiğini (ya da bu konuda, tutarlılığını bile) reddetmek için kullanmışlardır22.

Analitik ve analitik olmayan Marksizm arasındaki bu görünüşte uzlaşmaz çatışmanın gereksiz ve verimsiz olduğunu ileri sürüyorum, bu çatışma en iyi ihtimalle yirminci yüzyıldaki yararlılığını çoktan tüketmiştir. Aslında, Analitik Marksistlerin neden diyalektik bir yöntemin kullanımına yer veremeyeceği açık değildir. Böyle bir yöntemi tarihsel materyalizm için vazgeçilmez görmek gerekmez; daha pragmatik bir biçimde, belirli sorular için potansiyel olarak yararlı görülebilir. Örneğin diyalektik bir yöntem, yabancılaşma gibi belirli kavramlar üzerine kuram geliştirmek için yararlı olabilirken, kapitalist toplumsal formasyonların ampirik incelenmesi ya da ekonomik demokrasi için kurumsal tasarım kuramları bakımından daha az ilgili olabilir. Belki de kavramsal bir esneklik gösterip (diyalektikle) flört etmek yerinde olacaktır23.

Analitik felsefeye ilişkin bu farklı okumalar bağlamında, benim iyimserliğimle Schuringa’nın kötümserliğinin göründüğü kadar ayrışmıyor olması bile mümkündür. Zira bu, paradigma değiştirici ve bütünleşmiş bir “analiz” felsefesine dair bir iyimserlik değildir, kendini haklı çıkarması gerekmeyen geleneksiz bir geleneğe dair de değildir. Bunun yerine, analitik felsefenin toplumsal dönüşünün tetiklediği daha çoğulcu bir karakter geliştirmeyi sürdürebileceğine dair bir iyimserliktir.

Schuringa’nın ideoloji eleştirisi; yöntem sorusunu, tarihsel materyalizmin birinci dereceden bir sorusu düzeyine yükseltmeye dayanır. Bu birinci dereceden soru hakkındaki anlaşmazlık, kuşkusuz bazı okurları Schuringa’nın ideoloji eleştirisi konusunda şüpheli kılacaktır. Schuringa’nın Analitik Marksizmi bir kenara itmesi de bunu karşılıklı kılar. Yine de Analitik Marksistler diyalektik bir yöntemi toptan reddettikleri ölçüde, yönteme hak etmediği bir merkezilik atfetmekte Schuringa’ya katılmış olurlar. Anderson’dan bir ders ödünç alarak, metodolojinin birinci dereceden önemini sorgulayabiliriz. Yirmi birinci yüzyılda tarihsel materyalizmin entelektüel sağlığını geliştirmek için bu iyi bir başlangıç noktası olurdu.

Kötümserlik ve Analitik Felsefenin Geleceği

İster gündelik dil felsefesi [ordinary language philosophy], ister modal gerçekçilik, isterse Analitik Marksizm olsun Schuringa’nın ideolojik suçlusu hep aynıdır: Bunlar, yirminci ya da yirmi birinci yüzyıl versiyonları ne kadar rafine edilmiş ya da yeniden işlenmiş olursa olsun on sekizinci yüzyıl liberal empirisist bağlılıklarıdır. Schuringa, yüzyıl ortası Oxford felsefesinin tarih dışı ve apolitik yaklaşımını makul biçimde bir dikkat dağıtma ideolojisi olarak eleştirse de, “sessizlik her zaman statükonun en gürültücü destekçisidir”, aynı şey toplumsal dönüşünden sonraki analitik felsefe için söylenemez24. Sessizlik artık mesele değildir. Schuringa’ya göre analitik felsefe, toplumsal dünyaya yöneldiğinde karşılaştığı radikal geleneklerin bir “sömürgecisi” haline gelir; analitik olmayan düşünürlerin kavramlarını ya da kuramlarını ödünç alır ve ardından onları özgürleştirici güçlerinden ve öneminden “yoksun bırakır”, dişlerini söker.

Schuringa’nın sömürgeleştirme metaforunu kullanmasının altında yatan kaygı anlaşılabilirdir. Analitik felsefecilerin geliştirdiği kavramsal araçlar; karmaşık bir amaçlar, çalışma varsayımları, kuramsal erdemler ve temellendirme stratejileri ağı içinde konumlanmıştır. Bu araçlardan bazılarını – örneğin metafiziksel açıklama kuramlarını ya da rasyonelliğin oyun teorisel modellerini – “yeni” konulara ya da mevcut literatürlere uygulamak zorlu bir iştir. Bu, oldukça farklı varsayımlara, amaçlara ve önceliklere sahip birbirinden ayrı entelektüel gelenekleri sentezleme mücadelesine içkin sorunları davet eder. Söz konusu gelenekler açıkça özgürleştirici amaçlar taşıdığında, Marksizm dahil eleştirel kuramın birçok türünde olduğu gibi, bu zorlukların siyasal riskleri de vardır.

Ancak Schuringa’nın ideoloji eleştirisinin iddiası bu uyarıdan daha güçlüdür. Analitik felsefede, kaçınılmaz olarak “sömürgeleştirme” tuzaklarına yol açacak bir şey vardır. Aslında, analitik felsefecilerin toplumsal dünya üzerine kuram geliştirme çabaları onları “en saf türden ideoloji eleştirisine” açık hale getirir25. Geri çekilmek de işe yaramayacaktır; a priori çözümlemeye dönüş, “statükonun gürültücü bir destekçisi” olan o bilinçli sessizliğe dönüş olurdu. Bu eleştiride çarpıcı olan şey, hedefinin göreli isabetliliğinden çok, analitik felsefenin geleceğine dair kötümserliğidir.

Analitik Marksizmin diyalektik bir yöntemin kullanımından yararlanabileceği yönündeki önerim, analitik felsefenin geleceğine dair Schuringa’nın büyük olasılıkla reddedeceği bir iyimserliği ele veriyor olabilir. Diyalektik bir yöntemin seçici ve pragmatik kullanımı, kaçınılmaz olarak Schuringa’nın endişe ettiği emperyalist dişsizleştirmeye mi yol açardı? “Analitik diyalektik” gibi çelişkili bir kavrama mı götürürdü? Sanmıyorum. Vurgulamak istediğim nokta, bu soruların çarpıcılığının kişinin analitik felsefeyi nasıl anladığına bağlı olarak büyük ölçüde değiştiğidir. A Social History üzerine değerlendirmesinde Tim Crane, analitik felsefeye (ve buna karşılık kıta felsefesine) ilişkin Schuringa’nın anlatısından ayrışan bir görüş sunar. Crane şöyle yazar:

Analitik felsefe, ne neoliberalizmin ev felsefesi ne de belirli bir sevimsiz kişilik tipinin gözde entelektüel egzersizi olarak ortaya çıkar; aksine olumsal, tarihsel bir metinler dizisi ile bu metinleri okumanın bir yolu olarak belirir. Bu, geleneğe ilişkin bir ölçüde deflasyonist bir görüştür ve Schuringa’nın Marxçı yaklaşımının bütünleştirici vizyonundan yoksundur. Ancak bana öyle geliyor ki, analitik felsefenin temaları ve öğretileri arasındaki birlik eksikliğini açıklarken aynı zamanda onun bir gelenek olarak nasıl bir arada durduğunu da açıklayabilecek tek düşünme biçimi budur26.

Crane’in deflasyonist görüşüne sempati duyuyorum. Crane’in de öne sürdüğü gibi, analitik felsefeye ilişkin bu görüş Schuringa’nın ideoloji eleştirisinin tutunmasını da güçleştirmektedir. Buradaki amacım Schuringa’yı eleştirmek değil, farklı başlangıç varsayımlarımızı görünür kılmaktır. Analitik felsefeye ilişkin bu farklı okumalar bağlamında, benim iyimserliğimle Schuringa’nın kötümserliğinin göründüğü kadar ayrışmıyor olması bile mümkündür. Zira bu, paradigma değiştirici ve bütünleşmiş bir “analiz” felsefesine dair bir iyimserlik değildir, kendini haklı çıkarması gerekmeyen geleneksiz bir geleneğe dair de değildir. Bunun yerine, analitik felsefenin toplumsal dönüşünün tetiklediği daha çoğulcu bir karakter geliştirmeyi sürdürebileceğine dair bir iyimserliktir27. Nitekim bu çoğulcu karakterin gelişmesi, daha yerel bir biçimde de olsa ideoloji eleştirisinden yararlanacaktır.

Analitik geleneğin içinde ve dışında Marksizme yaptığım vurgu göz önüne alındığında, iyimserlik gerekçelerim de bu arka plana daha özgüdür. Birçok filozof ya da temel metin analitik ve kıta felsefesi arasındaki uçurumla ayrılmış durumdayken, bu Marx için geçerli değildir; onun metinleri her iki geleneğin tarihsel metin dizisinde de bulunabilir. Bugün Marx’la ilgilenen biri, metinlerinin her iki felsefe geleneğindeki (bütünüyle başka akademik disiplinlerdekini saymıyorum bile) eleştirel alımlanmasında değer buluyorsa, bunun nedeni belki de bu geleneklerin olumsal doğasının, “analitik” ve “kıta” sıfatlarını Marx’ın eserleriyle eleştirel hesaplaşmadan devşirdikleri esas içgörülerden daha az önemli kılmasıdır.

Bir başka iyimserlik kaynağı, analitik felsefedeki Marksistlerin Analitik Marksist literatürün ilk kuşağıyla yapıcı biçimde hesaplaşan ve onu geliştiren yakın tarihli çalışmalarıdır. Dikkate değer bir örnek, sömürü üzerine yakın tarihli çalışmasında kapitalist sömürünün adaletsiz bir yapısal tahakküm biçimi olduğunu savunan Nicholas Vrousalis’in çalışmasıdır28. Vrousalis’in sömürü üzerine çalışması, sömürü kavramını yeniden tahakkümle ilişkilendirir; bu, birçok Marksiste tanıdık gelecek ancak John Roemer’ın Marx’ın sömürü kavramına ilişkin etkili ele alışında reddettiği bir şeydir29. Vrousalis’in yapısal tahakküme ilişkin ikna edici anlatısı, bugün analitik toplumsal felsefenin büyük bölümüyle birlikte, Jon Elster’in hararetle savunduğu yöntemsel bireycilikten memnuniyet verici bir kopuşa da işaret eder30. Bir başka örnek, çalışmalarıyla yabancılaşmaya ve onun altında yatan Marx’ın insani gelişme [flourishing] görüşüne yönelik ilgiyi yeniden canlandırmaya yardımcı olan Jan Kandiyali’dir (birçok Analitik Marksistin ihmal ettiği bir konu)31.

Yine de Schuringa’nın kötümserliğinin takdir edilecek yanları vardır. Birçok analitik felsefeci kendi disiplini konusunda kötümserdir (gerçi nedenler büyük ölçüde değişmektedir)32. A Social History, kendi disiplini ve onun belirsiz geleceği üzerine eleştirel biçimde düşünen her analitik felsefeci için analitik felsefeye dair üretken bir perspektif sunacaktır.

Analitik felsefeye aşina olan ya da olmayan okurlar Schuringa’nın kitabından çok şey öğrenebilir; buna kitap boyunca yer alan, analitik ve kıta felsefecilerinin birbirlerinin çalışmalarıyla hesaplaşmaya çalıştıklarında sıkça ortaya çıkan hayal kırıklığını ve husumeti gösteren birçok sahne de dahildir. Marx’ın kapitalizme ilişkin iddialarını çağdaş sosyal bilimsel yöntemlerle verimli biçimde yeniden kurmak için, Analitik Marksizmin “zırva-olmayan” Marksizm olarak hükümran olduğuna inanmak gerekmez; diyalektik bir yönteme birinci dereceden bir bağlılığın yokluğunda Analitik Marksizmin kendisini “en saf türden ideoloji eleştirisine açık” kıldığı sonucunu benimsemek de gerekmez. En azından tarihsel materyalizm söz konusu olduğunda, Schuringa’nın kitabının çarpıcı biçimde resmettiği bu yirminci yüzyıl başarısızlıklarını tekrarlamak zorunda değiliz.


Notlar

  1. ↑ Christoph Schuringa, A Social History of Analytic Philosophy: How Politics Has Shaped an Apolitical Philosophy (New York: Verso, 2025), s. 9.
  2. ↑ Christoph Schuringa, “The Birth of Analytic Philosophy Out of the Spirit of McCarthyism,” Jacobin, 9 Ocak 2023, https://jacobin.com/2023/01/analytic-philosophy-mccarthyism-postwar-communism.
  3. ↑ Schuringa, A Social History of Analytic Philosophy, s. 129.
  4. ↑ Quinn Slobodian, Globalists: The End of Empire and the Birth of Neoliberalism (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2020); aktaran Schuringa, A Social History of Analytic Philosophy, s. 129.
  5. ↑ Pascal Engel, “A Just-So Story,” Philosophers’ Magazine, 19 Eylül 2025, https://philosophersmag.com/a-just-so-story/; Nick French, “Is Analytic Philosophy a Class Ideology?” Jacobin, 28 Eylül 2025, https://jacobin.com/2025/09/analytic-philosophy-history-hume-rawls.
  6. ↑ Kieran Setiya, “The Politics of Apoliticism,” Los Angeles Review of Books, 10 Haziran 2025, https://lareviewofbooks.org/article/the-politics-of-apoliticism/.
  7. ↑ Schuringa, A Social History of Analytic Philosophy; analitik felsefeci Kit Fine’ın “analitik olmayan” felsefede yaygın sahtekarlık suçlamaları için bkz. Schuringa, A Social History of Analytic Philosophy, s. 161, dn. 26.
  8. ↑ Schuringa, A Social History of Analytic Philosophy, s. 12–13.
  9. ↑ Perry Anderson, Considerations on Western Marxism (New York: Verso, 1979), s. 44–45. Anderson, Gramsci’yi bu kuralın dikkate değer bir istisnası olarak belirtir.
  10. ↑ Anderson, Considerations on Western Marxism, s. 53.
  11. ↑ Temsili bir örnek için bkz. Sayers, “Marxism and the Dialectical Method.” Sean Sayers, “Marxism and the Dialectical Method: A Critique of G.A. Cohen,” Radical Philosophy, sayı 36 (1984): s. 4–13, https://www.radicalphilosophy.com/article/marxism-and-the-dialectical-method.
  12. ↑ Christoph Schuringa, Karl Marx and the Actualization of Philosophy (Cambridge: Cambridge University Press, 2023), s. 10.
  13. ↑ Erik Olin Wright, Andrew Levine ve Elliott Sober, Reconstructing Marxism: Essays on Explanation and the Theory of History (New York: Verso, 1993), s. 5–6.
  14. ↑ Schuringa, A Social History of Analytic Philosophy, s. 263.
  15. ↑ Ellen Meiksins Wood, “Happy Campers,” London Review of Books, c. 32, sayı 2 (2010): https://www.lrb.co.uk/the-paper/v32/n02/ellen-meiksins-wood/happy-campers; aktaran Schuringa, A Social History of Analytic Philosophy, s. 263.
  16. ↑ Ellen Meiksins Wood, Democracy Against Capitalism: Renewing Historical Materialism (New York: Verso, 2016), s. 110.
  17. ↑ Cohen, Karl Marx’s Theory of History‘de Eylül Grubu üyeliğini anlatırken Brenner’ın katılımını da tartışır. G. A. Cohen, Karl Marx’s Theory of History: A Defence (Princeton: Princeton University Press, 2000), s. xix.
  18. ↑ Ayrıca, Schuringa’nın hakkını vermek gerekirse düşünürlerinin çeşitliliği göz önüne alındığında Analitik Marksizmi bir bütün olarak değerlendirmek zordur ve Wood ile Brenner gibi Politik Marksistleri Cohen, Roemer ve diğerlerine karşı konumlandıran bir Analitik Marksizm eleştirisi geliştiren ilk kişi de o değildir. Marcus Roberts, Analytical Marxism: A Critique adlı kitabında benzer bir hamle yapar (gerçi Roberts’ın eleştirisi bir ideoloji eleştirisi değildir). Marcus Roberts, Analytical Marxism: A Critique (New York: Verso, 1997).
  19. ↑ Wood, Democracy Against Capitalism, s. 108.
  20. ↑ Sınıf mücadelesinden göreli siyasal yalıtılmışlık söz konusu olduğunda Analitik Marksizm Batı Marksizminden bile kötü durumdadır, gerçi ilki en başından beri böyle siyasal özlemler taşımamıştır.
  21. ↑ Karş. Cohen, Karl Marx’s Theory of History, s. xxvii–xxviii ve Anderson, Considerations on Western Marxism, s. 113. Cohen’e göre insan Galileocu ya da Newtoncu değil, fizikçi olur; bu nedenle Marksizmin, Friedrich Engels’in ortaya attığı bir terim olan bilimsel sosyalizm olarak adlandırılmamış olmasından yakınır. Bu benzetmenin sınırları vardır. Cohen, iyi fizikçilerin Newton ya da Galileo’nun birincil metinlerini okumasına gerek olmasa da, “Marx ve Engels’in incelenmesinin bilimsel bir sosyalistin eğitiminde vazgeçilmez bir öge olmayı sürdürdüğünü” açıkça belirtir.
  22. ↑ Cohen, Karl Marx’s Theory of History, s. xxii–xxiii; Wright, Levine ve Sober, Reconstructing Marxism, s. 6.
  23. ↑ Karl Marx, Capital, c. 1, çev. Ben Fowkes (London: Penguin, 1976), “Postface to the Second Edition,” s. 103.
  24. ↑ Schuringa burada Perry Anderson’ın Oxford felsefesine yönelik ideoloji eleştirisinden alıntı yapmaktadır. Schuringa, A Social History of Analytic Philosophy, s. 13.
  25. ↑ Schuringa, A Social History of Analytic Philosophy, s. 5.
  26. ↑ Tim Crane, “Bloodless Pedantry,” Ideas Letter, 16 Ekim 2025, https://www.theideasletter.org/essay/bloodless-pedantry/.
  27. ↑ Kevin Richardson’ın blog yazısı “The Social Turn in Analytic Philosophy”, toplumsal dönüşe ilişkin yakın tarihli bir genel bakış sunar. Kevin Richardson, “The Social Turn in Analytic Philosophy: Promises and Perils,” Daily Nous (blog), 8 Ağustos 2023, https://dailynous.com/2023/08/08/the-social-turn-in-analytic-philosophy-promises-and-perils-guest-post/.
  28. ↑ Nicholas Vrousalis, Exploitation as Domination: What Capitalism Makes Unjust (Oxford: Oxford University Press, 2023), https://doi.org/10.1093/oso/9780192867698.001.0001.
  29. ↑ Vrousalis, Exploitation as Domination, s. 55–59.
  30. ↑ Brian Epstein’ın The Ant Trap‘i, analitik felsefede yöntemsel bireyciliğe yönelik sürdürülmüş ve ikna edici bir eleştirinin örneğidir. Brian Epstein, The Ant Trap: Rebuilding the Foundations of the Social Sciences (Oxford: Oxford University Press, 2015), https://doi.org/10.1093/acprof:oso/9780199381104.001.0001.
  31. ↑ Bkz. Kandiyali (2020) “The Importance of Others” ve Flourishing Together. Jan Kandiyali, “The Importance of Others: Marx on Unalienated Production,” Ethics, c. 130, sayı 4 (2020): https://doi.org/10.1086/708536; Jan Kandiyali, Flourishing Together (Oxford: Oxford University Press, 2026), https://doi.org/10.1093/9780198917731.001.0001.
  32. ↑ Liam Kofi Bright, “The End of Analytic Philosophy” yazısında ilginç bir perspektif sunmaktadır. Liam Kofi Bright, “The End of Analytic Philosophy,” Sooty Empiric (blog), 23 Mayıs 2021, https://sootyempiric.blogspot.com/2021/05/the-end-of-analytic-philosophy.html.

5 Haziran 2026’da Spectre Journal’da “Review of A Social History of Analytic Philosophy” özgün adıyla yayımlanan bu metin, yazar Dominick Cooper’ın izniyle, Hasan Ünver Türkçeye çevrilmiştir. (Erişim tarihi: 4 Ekim, 2026)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir