Kirli İş: Toplumun Uzaklaştırdığı Emek – Yüsra Ak

İşleri değerlendirirken çoğu zaman ücret, güvence ve prestij gibi ölçütler üzerinden sınıflandırırız. Oysa toplumun düşük statülü, rahatsız edici veya itibarsız bulduğu bir iş, yalnızca çalışma koşullarıyla değil, o işe yüklenen toplumsal anlamlarla da şekillenir. Dolayısıyla işle ilgili genellemeler her zaman doğrulanamaz. Çalışma sosyolojisinde “kirli iş (dirty work)” kavramına ilişkin tartışmalar tam da bu noktada, bir işin niteliğini tek bir ölçüt üzerinden değerlendirmeye karşı çıkar. Peki bir işi ”kirli” yapan nedir ve bu değerlendirmeyi kim yapar? 

Kirli iş kavramını sosyolojik bir tartışma konusu haline getiren önemli isimlerden biri olan sosyolog Everett Hughes, 1951 tarihli makalesinde bu soruyu sordu. Hughes’a göre meslekler tek bir faaliyetten değil, farklı görev ve faaliyetlerin bileşiminden oluşuyordu ve bunların bazıları o mesleğin ‘’kirli’’ işlerini oluşturuyordu. Hughes’un örneği kapıcılardı. Çalışanlara işlerinin en zor yanı sorulduğunda, verdikleri yanıtlar çoğunlukla çöplerle uğraşmak ve özellikle çöp alanlarında oluşan kokuyla baş etmek etrafında toplanıyordu. Çöp, apartman sakinlerinin gündelik hayatlarından uzaklaştırmak istedikleri bir şeydir. Bu uzaklaştırma ise başka birinin onu toplaması, taşıması ve temizlemesiyle mümkün olur. Böylece gündelik hayatın görünür alanlarından çıkarılan şey, onu ortadan kaldırmakla görevli çalışanın işinin bir parçasına dönüşür. Ancak bir işin gerekli olması, onu aynı zamanda saygın hale getirmez. Hughes bu gözlemi 1962 tarihli ‘’Good People and Dirty Work’’ adlı çalışmasında bir adım daha ileri taşır ve soruyu genişletir. Ona göre, mesele yalnızca hangi işlerin kirli sayıldığı değil, toplumun rahatsız edici veya damgalanmaya açık görevleri kime devrettiğidir. Örneği bu kez oldukça sarsıcıdır: Nazi Almanyası’nın Yahudileri imha politikası ve toplama kampları. Hughes, Almanya’da yaşananları ve bu uygulamalara ilişkin toplumsal sorumluluk meselesini tartışırken bir Alman mimarın soykırımla ilgili anlattıklarından yola çıkar. Hughes’un aktardığı Alman mimar, kamplarda yaşananlardan utanç duyduğunu ve bu uygulamalardan kendisini uzak tuttuğunu ifade eder. Hughes’un dikkat çektiği nokta şudur: Mimar, kendisinin yapmayacağını söylediği ve sonuçlarından utanç duyduğu bu tür bir işi, başkasının yapmasına zımnen razı görünmektedir. Bu bağlamda Hughes, ‘’kirli’’ işin, yalnızca belirli görevlerin niteliğiyle değil, bu görevlerin kimler tarafından üstlenildiği ve geri kalanların bu sürece nasıl dahil olduğu ile de ilgili olduğuna dikkat çeker.

Yapılan kirli işler toplumun daha saygın kesimleri tarafından tamamen reddedilen şeyler değildir. Kirli işi yapan kişi ve gruplar, bir bakıma toplum adına hareket ederek başkalarının yapılmasını istemediği işleri üstlenir; ancak paradoks tam olarak burada ortaya çıkar. Toplum, yapılmasını gerekli gördüğü bu işi başkalarına devrettikten sonra, işi yapanları ve yaptıkları işi damgalayarak ondan sembolik olarak uzaklaşır. Böylece toplum hem bu işin yapılmasını sağlar hem de işin taşıdığı rahatsız edici çağrışımlarla arasına mesafe koyar. Kirli iş yapan kişiler, toplumun, işle ilişkilendirilen olumsuz özellikleri onlara yansıtması nedeniyle “kirli işçiler” olarak damgalanma eğilimindedir. Hughes’un tartışmasının dikkat çektiği noktalardan biri, bazı kirli işlerin toplumun diğer üyelerinin doğrudan ya da dolaylı rızasıyla belirli kişi ve gruplara devredilmesidir. Hughes bu durumu şöyle özetler: soru, ne yapıldığı, bunu kimin yaptığı ve geri kalanımızın bunu yapanlara verdiği yetkinin niteliğiyle ilgilidir; belki de onlara, kendimizin yapmaya ya da kabul etmeye istekli olacağımız her şeyin ötesine geçmeleri için bilinçdışı bir yetki veriyoruzdur. 

Hughes’un ortaya koyduğu bu tartışma daha sonraki yıllarda farklı çalışmalarla geliştirilse de kavramı sistematik bir çerçeveye taşıyan isimler arasında Blake Ashforth ve Glen Kreiner öne çıkar. 1999 tarihli çalışmalarında kirli işin üç temel damgalanma biçimiyle ilişkilendirilebileceğini öne sürdüler: fiziksel, sosyal ve ahlaki kirlilik. Fiziksel kirlilik, bir mesleğin doğrudan çöp, ölüm, atık ve benzeri unsurlarla ilişkilendirilmesinden ya da özellikle tehlikeli ve sağlıksız kabul edilen koşullarda yürütülmesinden doğar. Bu nedenle kasaplık, kapıcılık ve cenaze hizmetleri gibi doğrudan ölüm, atık veya bedensel kalıntılarla ilişkilendirilen meslekler ile madencilik, itfaiyecilik ve tarım işçiliği gibi tehlikeli veya sağlıksız koşullarla özdeşleştirilen meslekler fiziksel damgalanmaya maruz kalabilir. Sosyal kirlilik ise iki farklı biçimde ortaya çıkar. Birincisi, toplumun zaten damgaladığı kişi veya gruplarla düzenli olarak çalışmak ve bu damgadan dolaylı biçimde pay almaktır. Örneğin, cezaevi görevlileri ve ruh sağlığı alanında çalışanlar bu tür bir damgayla karşılaşabilir. İkinci biçim ise çalışanın başkaları karşısında hizmet eden bir konumda görülmesidir. Hizmetçilik veya müşteri temsilciliği gibi işler bu nedenle sosyal olarak kirletici kabul edilebilir. Ahlaki kirlilik ise toplumun genel ahlaki normlarına göre sorunlu veya şüpheli görülen faaliyetlerde ortaya çıkar. Kumar işletmeciliği veya falcılık/medyumluk gibi işler, faaliyet alanlarının ahlaki açıdan tartışmalı görülmesi nedeniyle damgalanabilir. Ashforth ve Kreiner, bu üç kategori arasındaki sınırların keskin olmadığını ifade eder. Birçok meslek aynı anda birden fazla boyutta damgalanabilir. Dahası, bir işi kirli yapan özelliklerin işin ya da çalışanların doğasında bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Kirlilik, toplumsal olarak inşa edilen bir algıdır. Bu nedenle Ashforth ve Kreiner için kirli işlerin ortak noktası, içgüdüsel bir tiksinti oluşturması ve “Bunu nasıl yapabiliyorsun?” sorusunu beraberinde getirmesidir. 

Bu tipoloji yalnızca teorik bir çerçeve olarak kalmadı, farklı toplumlarda ampirik olarak da sınandı. Türkiye’de Sever ve Özdemir tarafından yapılan bir araştırma, toplumun farklı meslekleri hangi ölçüde kirli iş olarak algıladığını ve bu algının mesleki prestijle nasıl ilişkilendiğini inceleyerek Ashforth ve Kreiner’ın çerçevesini yerel bir zemine oturttu. Bulgular, kirli iş algısının yalnızca fiziksel olarak pis veya tehlikeli işlerle sınırlı olmadığını göstermektedir. Fiziksel kirlilik boyutunda en güçlü toplumsal uzlaşma çöpçülükte (%93,8) ve maden işçiliğinde (%86,3) ortaya çıkmıştır. Pazarcılık, ayakkabı boyacılığı, terzilik, inşaat işçiliği ve marangozluk gibi mesleklerin de yüksek oranlarda fiziksel olarak kirletici görülmesi ise bu algının yalnızca doğrudan çöp veya atıkla temasla açıklanamayacağını göstermektedir. Tehlikeli, bedensel olarak yıpratıcı veya toplum tarafından düşük statülü görülen çalışma koşulları da fiziksel damgalanmanın bir parçası haline gelebilmektedir. Ahlaki kirlilik boyutunda ise falcılık (%81,7) en yüksek oranda kirli işle ilişkilendirilen mesleklerden biri olarak öne çıkmaktadır; ancak araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri, ahlaki damgalanmanın yalnızca düşük prestijli mesleklerle sınırlı olmamasıdır. Araştırmada yüksek prestij kategorisinde yer alan milletvekilliği (%66,6), müteahhitlik (%55,6) ve galericilik (%50,5) de katılımcıların önemli bir bölümü tarafından ahlaki açıdan kirli olarak değerlendirilmiştir. Bu durum, mesleki prestijin bir işi ahlaki damgalanmadan otomatik olarak korumadığını göstermektedir. Benzer biçimde gazetecilik de (%43,9) belirli ölçüde ahlaki kirlilikle ilişkilendirilmiştir. Sosyal kirlilik açısından ise gardiyanlık %43,3 oranında kirli iş olarak değerlendirilmiştir. Araştırmada yüksek prestij kategorisinde sınıflandırılan sosyal hizmet uzmanlığı, hemşirelik, vergi memurluğu, denetimli serbestlik uzmanlığı ve polislik gibi mesleklerin de belirli oranlarda kirli işle ilişkilendirilmesi, damgalanmanın yalnızca mesleki prestij hiyerarşisi üzerinden açıklanamayacağını göstermektedir. 

Türkiye’den elde edilen bulgular, yazının başında sorulan soruya bir cevap sunar: Bir işi kirli yapan nedir ve bu değerlendirmeyi kim yapar? Cevap, Ashforth ve Kreiner’ın temel vurgusunda saklıdır. Kirlilik, işin ya da çalışanların doğasında bulunan değişmez bir özellik değil; fiziksel, sosyal ve ahlaki değerlendirmeler yoluyla toplumsal olarak atfedilen bir damgadır. Bu nedenle çöpçülük, maden işçiliği, sosyal hizmet uzmanlığı ve milletvekilliği gibi teknik olarak birbirinden tamamen farklı meslekler aynı kavramsal çerçeve içinde değerlendirilebilir fakat onları kirli kılan şey aynı değildir. Bazıları fiziksel tiksinti ve tehlikeyle; bazıları damgalanmış gruplarla kurdukları ilişkiyle; bazıları ise ahlaki kuşkuyla ilişkilendirilir. Belki de kirli iş kavramının en önemli katkısı burada ortaya çıkar. Bir işi yalnızca çalışma koşullarıyla değerlendirmek kadar yalnızca toplumun o işe ilişkin yargılarıyla değerlendirmek de yetersizdir. Bir iş fiziksel olarak ağır ve tehlikeliyken onu yapan kişi için anlamlı bir mesleki kimlik kaynağı oluşturabilir. Buna karşılık, toplumun prestijli gördüğü bir meslek ahlaki veya sosyal nedenlerle damgalanabilir. Dolayısıyla kirli iş tartışması yazının başındaki iyi-kötü ayrımını tek başına belirlemez. Bunun yerine, bazı işlerin neden yalnızca zor değil, aynı zamanda başkalarının yapmasını gerekli gördüğü halde kendilerinden sembolik olarak uzak tutmak istediği işler haline geldiğini sorar. Bu soruyu sormak önemlidir. Çünkü görünmez olan yalnızca yapılan iş değildir. Çoğu zaman o işi yapan kişinin emeği, mesleki kimliği ve toplumsal değeri de görünmez hale gelir. Kirli iş kavramı, tam da bu görünmezliğin doğal olmadığını ve bir toplumsal iş bölümü içinde üretildiğini hatırlatır. 

Ashforth, B. E., & Kreiner, G. E. (1999). “How can you do it?”: Dirty work and the challenge of constructing a positive identity. Academy of Management Review, 24(3), 413-434.

Hughes, E. C. (1951). Work and the self. In J. H. Rohrer & M. Sherif (Eds.), Social psychology at the crossroads: The University of Oklahoma lectures in social psychology (pp. 313–323). New York, NY: Harper & Brothers.

Hughes, E. C. (1962). Good people and dirty work. Social Problems, 10(1), 3-11.

Press, E. (2021). Dirty Work: Essential Jobs and the Hidden Toll of Inequality in America. Farrar, Straus and Giroux.

Sever, M. ve Özdemir, S., (2022). Türkiye’de mesleklerin kirlilik düzeyleri ve türlerinin sınıflandırılması. İnsan ve Toplum Dergisi. 12(3), 101-120.

Yüsra Ak, İstanbul Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünde lisans eğitimini tamamlamıştır. Ardından aynı bölümden yüksek lisans ve doktora derecelerini aldı. Akademik çalışmalarında dezavantajlı gruplar, yerinden edinme, yoksulluk gibi yapısal eşitsizliklere odaklanmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir