İş, Emek ve Çalışma Kavramlarının Ayrımı Üzerine – Yüsra Ak

Çalışma ve iş kavramları, insanların üretici varlıklar olarak toplumsal yaşam içinde gelişme ve ilerleme potansiyeli taşıması bakımından anlamlı ve önemlidir. Yine de bu kavramları tanımlamak kolay değildir. İşin temel özelliklerinin ne olduğu üzerinde fikir birliği sağlamak zor olduğu gibi çalışmaya yüklenen anlamlar da genellikle çelişkilidir. Bu kavramlar, farklı kültürler için farklı anlamlar taşıyabilmekte ve hatta aynı kültür içinde şartlara bağlı olarak değişmektedir. Neyin iş sayılacağı, hangi faaliyet biçimlerinin bu kapsama dahil edileceği ve her birine verilecek değer aynı zamanda toplumsal ve politik bir meseledir. Bazı toplumlar, çok geniş bir iş anlayışına sahipken diğerleri bu kavramla yalnızca üretime yönelik faaliyetleri iş olarak kabul eder. Bu belirsizliğe rağmen tanımlama gereklidir. Zira işin nasıl tanımlandığı araştırmacıların işi nasıl incelediğine, işe yönelik politikaların nasıl şekillendiğine, toplumun kime ve neye işçi olarak değer atfettiğine ve işçilerin kendi işlerine nasıl yaklaştığına dair bir çerçeve sunar.

Kavramların kökenine kısaca bakıldığında, bu çelişkili yapı daha da belirginleşir. İngilizcede “work” kelimesi eski Hint-Avrupa dilinde “yapmak” anlamına gelen “werg” kökünden gelirken, “labor” kelimesi Latince “laborare”den (cezalandırılmak, ağırlık yüklenmek) türemiştir. Bu kelimenin türediği Sanskritçe “rabh” kökü ise tam tersine olumlu bir anlam taşır ve emeğin enerjiyle harekete geçmesini ifade eder. Eski Yunancada emek karşılığı “ponos”, acı ve çaba, Fransızcada “travail” ise işkence aletini ifade eden “tripalium” kelimesinden gelir. Türkçede ise “iş” kelimesinin kökeni tartışmalıdır. Bir görüşe göre Arapça “ayş” (yaşayış, geçinme) kökünden, diğerine göre “devinme, yapma” anlamındaki “ış/iş” kökünden gelmektedir. Bu farklı köken hikâyeleri tek başına önemli değildir; fakat farklı dillerde iş ve emek kavramlarının farklı tarihsel anlam katmalarına sahip olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. İş ve emek kavramları evrensel, sabit içerikli kategoriler değil, tarihsel ve kültürel olarak şekillenen kavramlar olarak ele alınmalıdır.

Türkçede durum, kavramların iç içe geçtiğini daha da açık gösterir. Türk Dil Kurumu’na göre çalışma, “çalışmak işi, emek, say, mesai” olarak tanımlanırken emek, hem genel bir tanıma (“bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü”) hem de toplumbilimsel bir tanıma (“insanın bilinçli olarak belli bir amaca ulaşmak için giriştiği hem doğal ve toplumsal çerçevesini hem de kendisini değiştiren çalışma süreci”) sahiptir. İş kavramının ise 19 farklı tanımı bulunmaktadır. Bunlar, “bir sonuç elde etmek için güç harcayarak yapılan etkinlik”, “bir değer yaratan emek”, “geçim sağlamak için yapılan çalışma, meslek” gibidir. Bu çokluk, Türkçede emek, çalışma ve iş kavramlarının ayrı tanımları olsa da günlük ve akademik kullanımda büyük ölçüde birbirinin yerine geçtiğini göstermektedir. Bu iç içeliğin evrensel olmadığını da belirtmek gerekir: Rusça (trud / rabota), Almanca (beruf / arbeit) ve Mandarin (gongzuo / laodong) gibi birçok dilde iş ve emek için ayrı kelimeler kullanılmaktadır. Bu durum, iş ve emek kavramlarının birbirinin yerine kullanılıp kullanılamayacağı sorusunu gündeme getirmektedir.

Bazı yazarlar, bu iki kavramı eşanlamlı kullanmayı tercih eder. John W. Budd, kafa karışıklığı yaratmamak için iş ve çalışma arasında ayrım yapmazken Kathi Weeks, aradaki ayrımı vurgulasa da kavramları çalışmasında birbirinin yerine kullanır. David Spencer da benzer şekilde bir ayrım gözetmez. Buna karşılık, iş ve çalışma arasında keskin bir ayrım yapan yazarlar da vardır. Bunlardan biri Hannah Arendt’tir. Arendt’e göre çalışma (labor) yani emek harcamak, insan bedeninin biyolojik sürecine karşılık gelen, yaşamsal zorunluluklara bağlı bir etkinlikken iş (work), “insani varoluşun doğa dışı etkinliği”dir. Çalışmanın insani koşulu yaşamın kendisiyken işin insani koşulu dünyeviliktir. Emek biyolojik hayatı yeniden üretirken iş, nesne dünyasını yaratır. Arendt, bedenin ihtiyaçlarının gerektirdiği emeği, onun Antik Yunan  değerlendirmelerindeki gibi bedensel zorunluluklarla ilişkilendirir. Ona göre emek, canlı organizmanın biyolojik süreciyle belirlenen döngüsel bir hareket olduğu için sürekli tekrarlanmak zorundadır ve ancak ölümle son bulan acı verici bir eylemdir. Bu çerçevede emek, “yaşam” dışında bir şey üretmediği için kalıcı bir ürün bırakmaz; ürün, emek harcamaktan değil, iş görmekten gelir. 

Guy Standing de benzer bir ayrımı savunur. Çoğu yazar emek ve iş kavramlarını eşanlamlı kullansa da her çalışmanın (emeğin) iş sayılamayacağını ve her emek türünün üretken bir faaliyet olmadığını ileri sürer. Standing’e göre emek, bir başkası için belirli konularda itaat göstererek zaman ve çaba harcamaktır; bir mübadele değeri vardır, ücret veya belirli bir karşılık için yapılır ve verimliliği/rekabet gücünü maksimize etmekle ilgilidir. İş ise, emeğin aksine hayatta kalma, üreme ve kişisel gelişim faaliyetlerini de kapsar; eylemsizliğe ve tefekküre yer bırakır; verimsizliğe de bir alan tanır. Standing bu ayrımı yaparken Friedrich Engels’in Kapital’e düştüğü bir dipnota şu şekilde atıfta bulunur: “Kullanım değeri yaratan ve nitelce belirli olan emek değil “iş”tir; değer yaratan ve nicel olarak dikkate alınan ise iş değil “emek”tir.”

Bu ayrımların gösterdiği ortak bir nokta vardır: “iş” olarak neyin sayılıp neyin sayılmayacağı, salt tanımsal bir mesele değil, neyin görünür ve değerli kılındığının da bir göstergesidir. Örneğin, Arendt’in emek kavramı bu açıdan öğreticidir. Bedensel yaşamın sürdürülmesine yönelik faaliyetleri kapsamının merkezine yerleştirir. Bu faaliyetler, Arendt’in Antik Yunan toplumuna ilişkin çözümlemesinde, hane içinde kadınlar ve köleler tarafından yürütülen ve biyolojik zorunluluğa bağlı olduğu için kamusal alanın dışında tutulan faaliyetlerdir. Standing’de ise ayrım farklı işler: Dar tanımıyla emek, ücret veya mübadele karşılığı yapılan faaliyetlerle sınırlıdır ve bu haliyle ücretsiz bakım/ev işini dışarıda bırakır; geniş iş kategorisi ise hayatta kalma ve üreme faaliyetlerini kapsayarak bu emeği görünür kılar. Dolayısıyla görünmezlik sorunu bu yazarların kavramlaştırmalarının kendisinden değil, çalışmayı ücret ilişkisine indirgeyen dar tanımlardan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, iş tanımının sınırlarını çizerken tanımın neyi dışarıda bıraktığını da göz önünde bulundurmak gerekir.

Sonuç olarak doğru bir iş tanımı, yalnızca ücretli istihdama ve kayıtlı işlere odaklanmayacak kadar geniş, ancak tüm insan faaliyetlerini kapsayarak kavramsal anlamını yitirmeyecek kadar dar olmalıdır. Bu doğrultuda iş; yalnızca zevk için yapılmayan, fiziksel veya zihinsel bir çaba içeren ve ekonomik veya sembolik değeri olan amaçlı insan etkinliği olarak tanımlanabilir. Bu tanım, çalışmayı boş zamandan ayırmakla birlikte işe sembolik bir anlam yükleyerek bu ayrımı kısmen bulanıklaştırır. Ayrıca ücretsiz olsa dahi ekonomik değer yaratan bazı faaliyetleri de kapsayabilmesi bakımından ücretli istihdamdan daha geniş bir alanı işaret eder. Yine de bu genişlik, tanımın esnekliği kadar belirsizliğinin de kaynağıdır. “Sembolik değer” ölçütü, hangi faaliyetin iş sayılıp hangisinin sayılmayacağı sorusunu tam olarak çözmemekte yalnızca ötelemektedir. Bu bakımdan iş, emek ve çalışma kavramları arasındaki sınırlar, sabit bir tanımla değil, her araştırmanın kendi bağlamında yeniden çizilmesi gereken kavramsal bir tartışma alanı olarak kalmaya devam etmektedir.

Yararlanılan Kaynaklar

Arendt, H. (1994). İnsanlık Durumu. (B. S. Şener, Ed.). İstanbul: İletişim Yayınları

Budd, J. W. (2011). Çalışma Düşüncesi. (F. Man, Ed.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları

Budd, J. W. (2013). Work, Definitional. V. Smith (Ed.), Sociology of Work: An Encyclopedia (ss. 985–987). Los Angeles: SAGE Publications.

Craig, N. (2020). Work as an Obligation. Içinde R. Skidelsky & N. Craig (Ed.), Work in the Future: The Automation Revolution (ss. 73–80). Cham: Palgrave Macmillan.

Devellioğlu, F. (2006). Osmanlıca-Türçe Ansiklopedik Lûgat (23. Baskı). Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.

Eyuboğlu, İ. Z. (1988). Türk dilinin etimoloji sözlüğü. İstanbul: Sosyal Yayınlar.

Marx, K. (2020). Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi I. Cilt. (M. Selik & N. Satlıgan, Ed.) (13. Basım). İstanbul: Yordam Kitap.

Méda, D., & Vendramin, P. (2017). Reinventing work in Europe: Value, generations and labour. Cham: Palgrave Macmillan. https://doi.org/10.1007/978-3-319-39525-8

Oliveira, A. R. E. (2014). A history of the work concept: From physics to economics. (M. Ceccarelli, Ed.). London: Springer. https://doi.org/10.1007/978-94-007-7705-7

Spencer, D. A. (2020). Attitudes to Work and the Future of Work: The View from Economics. Içinde R. Skidelsky & N. Craig (Ed.), Work in the Future: The Automation Revolution (ss. 53–65). Cham: Palgrave Macmillan. https://doi.org/10.1007/978-3-030-21134-9

Standing, G. (2009). Work after globalisation: Building occupational citizenship. Cheltenham: Edward Elgar Publishing.

Standing, G. (2014). Understanding the precariat through labour and work. Development and Change45(5), 963–980. https://doi.org/10.1111/dech.12120

TDK. (2021). Çalışma. https://sozluk.gov.tr/

TDK. (2021). Emek. https://sozluk.gov.tr/

TDK. (2021). İş. https://sozluk.gov.tr/

Weeks, K. (2014). Çalışma Sorunu: Feminizm, Marksizm, Çalışma Karşıtı Politika ve Çalışma Sonrası Tahayyüller. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.


Bu çalışma, Prof. Dr. Zeki PARLAK danışmanlığında yürütülen “İşin Dönüşümü Bağlamında Dijital Emek Platformları” başlıklı doktora tezinden üretilmiştir. 

Yüsra Ak, İstanbul Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünde lisans eğitimini tamamlamıştır. Ardından aynı bölümden yüksek lisans ve doktora derecelerini aldı. Akademik çalışmalarında dezavantajlı gruplar, yerinden edinme, yoksulluk gibi yapısal eşitsizliklere odaklanmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir